DERLEME
Derleme Nedir :
Derleme kelimesi özellikle sözlü edebi metinlerin yazıya geçirilmesi işlemi için
kullanılır. Belli bir ilmî metot ve disiplin içinde yapılır.
Destan, efsane, masal, mani, bilmece, ninni, türkü gibi ürünler bilinmeyen bir
zamanda ve bilinmeyen bir kişi tarafından söylenir. Daha sonra ağızdan ağıza
yayılarak söylenir ve bu arada kısmen değişir. Ağızdan ağıza söylenişin devam
ettiği bu sürecin bir noktasında eser bir derleyici tarafından tespit edilir ve
kaydedilir. Eserin yazıya geçirildiği bu ilk metin eserin orijinal metni kabul
edilir. Bazen eserler farklı derleyiciler tarafından, farklı bölgelerde değişik
metinler halinde tespit edilebilir. Her metin ayrı ayrı değerlendirilir ve eser
üzerinde yapılan çalışmalar tüm bu metinler incelenerek yapılır. Aralarındaki
dil ve anlatım farklılıkları genelde eserin tespit edildiği yer , zaman ve esere
kaynak olan kişinin sosyal ve kültürel yapısına bağlıdır.
Derleme nasıl yapılır :
Derleme yapılacak bölgede öncelikle güvenilir kaynak kişi tespit edilir. Bu
genellikle işin en önemli kısmıdır. Çünkü, kaynak kişinin kültürel anlamda
yozlaşmamış, dejenere olmamış ve yörenin söyleyiş özelliklerine sahip biri
olmasına dikkat edilir. Bu yüzden kaynak kişi olarak genellikle yaşlı kadınlar
tercih edilir. Çünkü, onlar yabancı kültürlerle erkeklere oranla daha az ilişki
içerisindedirler.
Kaynak kişi tespitinden sonra eldeki imkânlar ölçüsünde en iyi şartlar altıda
kayıt yapabilmek için gerekli malzeme temin edilir.
Kaynak kişinin anlatımı için uygun ortam yaratılarak, kesinlikle hiçbir müdahale
yapılmadan anlatması ya da okuması sağlanır. Sonra da imkânı varsa kayıt kaynak
kişiye dinletilir. Materyalin ne için ve nasıl kullanılacağı açık bir şekilde
anlatılıp onayı alındıktan sonra kaynak kişinin adı kullanılarak herhangi bir
eserde kullanılabilir.
"Havada Bulut Yok" Türküsü Nasıl Derlendi :
Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu Türkü yukarıda anlattığım ilmî ölçülere
tamamen sadık kalınarak derlenmiştir.
İlki 1944 yılında Muzaffer Sarısözen başkanlığında Bedii Yönetken ve teknisyen
Rıza Yetişken'den kurulu bir ekip tarafından Muş'ta yapılan derleme çalışmasında
yörede düğünlerde def çalan ve düğünü yöneten Duriye Keskin İsimli bir kadın
kaynak kişi olarak dinlenmiş, Türkü bir plâğa kaydedildikten sonra kendisine
dinletilmiş ve onayı alındıktan sonra türkünün notası çıkarılmış ve TRT
repertuarına 341 numarayla alınmıştır.Alınan metin şudur:
HAVADA BULUT YOK
Havada bulut yok bu ne dumandır
Mehlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır
Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş'tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?
Kışlanın önünde çalınır sazlar
Ayağım yalnayak yüreğim sızlar
Yemene gidene ağlasın kızlar
Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş'tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?
Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasını bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var
Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş'tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?
Ayrıca, 1961 yılında Mustafa Geceyatmaz, Fikret Otyam, ve Teknisyen Mücahit
Küçükbaran'dan oluşan ikinci bir grupta derleme çalışması yapmıştır.
Bu iki grup ve daha sonra gelen başka gruplar; Muş Ovası, Güllü Hamam, Kalenin
Bedenleri, Değirmenin Bendine, Dağlarda Meşelerde, Evleri Var Hane Hane, Muş'un
Etrafında Atlı Gezerem, Kınayı Getir Ane, Oy Nayim Nayim, Atım Atım Kır Atım,
Garşıda Gıza Gurban,Şirazdır yar Şirazdır gibi türküleri derlemişler ve TRT
repertuarına katmışlardır.
(Bu türkülerden de " Kınayı Getir Ana"yı İzzet Altınmeşe el çabukluğu marifet
diyerek Diyarbakır türküsü haline sokarken "Güllü Hamam" da bir an da Urfa
türküsü oluverdi. Eminim bunda Mehmet Özbek'in tıpkı Muş'u Huş ederken yürüttüğü
gibi derin ilmi ! çalışmalarının büyük katkısı olmuştur.)
Hatta zaman zaman Muş'un Kurtuluşuna denk gelen günlerde bu Türküler TRT
sanatçıları tarafından seslendirilip Muş Türküleri adı altında yayınlanırdı.
Yukarıdaki derleme öyküsünün ardından gelelim türkünün edebi incelemesine
EDEBİ İNCELEME
Türkünün Orijinal metni
Öncelikle eserin anonim olduğunu hatırlayalım. Anonim eser şu özellikleri taşır:
Yazarı belli değildir.
Yazıldığı zaman belli değildir.
Eser farklı yörelerde farklı kelimelerle söylenebilir.
Anonim eserler Türk milletinin ortak malıdır. Ancak, derlendikleri bölgenin
adıyla anılırlar. Ör: Muş Yöresinden derlenen bir Türkü gibi.
Anonim eserlerin sözlerinde ve bestesinde değişiklik yapma hakkı kimsede yoktur.
Çünkü bu eserlerin sahibi Türk milletidir.
Bu bilgilerin ışığında hareket ettiğimiz zaman Türkünün orijinal halinin zaman
zaman sanatçılar tarafından değiştirilmiş olduğunu ve ortada farklı metinlerin
olduğu görülüyor. Mesela Prof Dr. Şükrü Elçin'in 1986 tarihinde basılan "Halk
Edebiyatına Giriş" adlı eserinde Türkü şu şekliyle yayınlamış :
HAVADA BULUT YOK
Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölen yok bu ne figandır
Adı yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir.
Burası Muş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep nedendir.
Kışlanın önünde redif sesi var
Bakın çantasında acep nesi var
Bir çift kundurayla bir de fesi var
Adı Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir
Burası Muş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep nedendir.
Sayın Şükrü Elçin'in şiirin orijinal metninden bir mısrayı atladığını görüyoruz.
Bu da " Bu Yemen elleri ne de yamandır" mısrasıdır. Bunu atlayınca şiirin ilk
dörtlükten sonra şekil bakımından bozulduğunu görüyoruz.
Orijinal metinde şiirin üçlüklerden sonra nakaratlardan oluştuğu görülüyor:
___________
___________
___________
Nakarat
Nakarat
Nakarat
Nakarat
Oysa Şükrü Elçin'in ilk bölüm dörtlük ikinci bölüm ise üçlükle yapılmış bunun
sebebi şiirden çıkarılan bir mısradır. Ayrıca Şükrü Elçin'in eserinde orijinal
metinde bulunan bir bölümde alınmamıştır.
Şiirin Ölçüsü üçlükler 11'li hece ölçüsü 6+5 duraklıdır. Nakarat kısımları ise
10'lu hece ölçüsü ve 5+5 duraklıdır.
Kafiye bakımından incelendiğinde de Şükrü Elçin'in metninde nakarat kısmında
yanlışlık olduğu ortadadır.
Burası Muş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep nedendir
Mısralarında yokuştur ile nedendir arasında hiçbir kafiye yoktur.
Oysa, orijinal metindeki,
Burası Muş'tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?
Mısralarında yokuş ve iş kelimeleri arasında iş ve -uş arasında tam kafiye
vardır ayrıca anlam ve ahenk açısından daha uyumludur.
Prof. Şükrü Elçin'in metni yine de doğruya en yakın metinler arasında
gösterilebilir.Gerçek bir ilim adamı olan sayın Şükrü Elçin türküyü bu şekilde
tespit ederek yayınlamıştır.
Oysa, bilhassa İnternet üzerinde yaptığım taramalarda öyle çok yanlışlıklarla
karşılaştım ki çoğu inanılmazdı. Üstelik bir tanesi Kaynak kişinin adını ve
repertuar numarasını ve türkünün hemen hemen orijinal metnini vermiş ancak nasıl
olmuşsa bütün Muş'lar Huş'a dönüşmüş. Doğrusu TRT repertuarında bu değişikliğin
yapıldığına ilmen inanamam. Bu düpedüz sahtekârlık olur.
1967 yılında yayınlanan sayın Osman Attilâ'ya ait olan bir antoloji ise türküyü
şu şekliyle tespit etmiş.
HAVADA BULUT YOK
Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahallede ölen yok bu ne figandır
Adı yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir
Burası Muş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir.
Kışlanın önünde redif sesi var
Bakın çantasına acep nesi var
Bir çift kundurayla bir de fesi var
Burası Muş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir.
Görüldüğü gibi günümüzden otuzbeş sene önce yayınlanan antolojideki tespit de
sayın Şükrü Elçin'in tespitinden birkaç İstanbul ağzına çevirme gayreti dışında
farksızdır. Bu örnekte de birinci kıtanın üçüncü mısrası yoktur. Bu da üçüncü
mısranın Muş yöresine has olduğu sonucunu düşündürebilir. Bu mısra ile şiirin
şekil bakımından tamamlandığını düşünürsek türkünün şekil bakımından Muş'ta
tamamlandığı sonucu çıkar.
Ruhi SU İnternet sitesinde türküyü adını ve şekil özelliklerin değiştirerek
aşağıdaki şekilde yayınlamış :
YEMEN TÜRKÜSÜ
Havada bulut yook,
Bu ne dumandır,
Mahlede ölen yook,
Bu ne figandır...
Şu Yemen Elleri,
Ne de yavandır.
A bu, Yemen'dir
Gülü çemendir
Giden gelmiyor,
Acep nedendir..?
Burası Muş'tur,
Yolu yokuştur,
Giden gelmiyor,
Acep ne iştir..?
Kışlanın önünde
Asker sesi var..
Bakın çantasında
Acep nesi var..?
Bir çift kundurayla,
Bir de fesi var...
A bu, Yemen'dir
Gülü çemendir
Giden gelmiyor,
Acep nedendir..?
Burası Muştur
Yolu yokuştur,
Giden gelmiyor
Acep ne iştir..?
Burası Muştur
Yolu yokuştur,
Giden gelmiyor,
Acep ne iştir..?
Sayın Ruhi Su üçüncü mısrayı yanlış da olsa (yaman-yavan) tespit ediyor ancak
şiiri durak noktalarından bölerek şekil bakımından şiirin tamamen yanlış
düzenlendiği inancını uyandıracak bir sonuca sebep oluyor. Ama, Türkünün
orijinal hali (yaman-yavan, redif-asker, Ano- a bu dışında) fazla değişikliğe
uğratılmamış ve Muş, Huş edilmemiş.
TRT repertuar dairesinden türkünün orjinal metnini istediğimde bana şunu
gönderdiler :
HAVADA BULUT YOK
Yöre:MUŞ
Kaynak Kişi: Düriye Keskin
Derleyen: Muzaffer SARISÖZEN
HAVADA BULUT YOK BU NE DUMANDIR
MEHLEDE ÖLÜM YOK BU NE ŞİVANDIR
ŞU YEMEN ELLERİ NE DE YAMANDIR
ANO YEMENDİR GÜLÜ ÇEMENDİR
GİDEN GELMİYOR ACEP NEDENDİR
ŞU DAĞIN ARDINDA REDİF SESİ VAR
VARIN BAKIN ÇANTASINDA NESİ VAR
BİR ÇİFT PABUÇ İLE BİR DE FESİ VAR
BURASI HUŞ'TUR YOLU YOKUŞTUR
GİDEN GELMİYOR ACEP NE İŞTİR
KIŞLANIN ÖNÜNDE ÇALINIR SAZLAR
AYAĞIM YALNAYAK YÜREĞİM SIZLAR
YEMEN'E GİDENE AĞLIYOR KIZLAR
BURASI HUŞ'TUR YOLU YOKUŞTUR
GİDEN GELMİYOR ACEP NE İŞTİR
ŞİVAN:Ağıt,figan
REDİF:Terhis edildikleri halde ihtiyaç halinde yeniden askere alınan kişiler
HUŞ:Yemen'in başkenti Sane ile Taiz şehirleri arasındaki bir Türk kalesinin
ismidir.Türkü eski Türkçe ile yazılırken Huş'un üzerindeki nokta zamanla
unutulmuş böylece HUŞ sözcüğü MUŞ oluvermiş ve dolayısıyla da bu türkü MUŞ ile
bütünleşmiştir.
KAYNAK:TRT Müzik Dairesi Başkanlığı Türk Halk Müziği Sözlü Eserler Antolojisi
1.cilt
Şimdi devletin en güvenilir kurumlarından birinde gerçeklerin nasıl
çarpıtıldığını görelim. Bir kere türkünün "Huş" dışındaki bilgileri eski
repertuar kayıtlarıyla aynı. Kimin marifetiyle olmuş bilemiyorum ama biri el
çabukluğuyla Muş'u Huş etmiş. Üstelik de oldukça ilmi bir de açıklama yapmış "
efendim...eski Türkçeyle yazılırken -h- harfinin üstündeki nokta unutulmuş da
onun için Muş, Huş olmuş. Umarım bu bilgiyi veren kişi eski yazı bilmiyordur.
Çünkü, bilmiyorsa cahilliğine, biliyorsa sahtekarlığına vereceğim yaptığı
yanlışı. Eski Türkçede üzerinde nokta olan H harfi Hı'dır. Üzerindeki noktayı
yazmazsanız Ha olur. Ha harfini m olarak da ancak kara cahiller okur.
Ayıca, Türkü derlenirken başvurulan Kaynak kişi Duriye Keskin bu Türküyü sözlü
edebiyat geleneğinden öğrenen okuma yazması olmayan bir kişidir. Acaba bu türkü
ne zaman yazılırken böyle bir yanlışlık ! yapılmış da hangi büyük zeka bunun
farkına nasıl varmış ve ne zaman varmış.
Aslında her şey rahmetli Barış Manço'nun yıllar önce Yemen'e yaptığı bir gezi
esnasında gittiği Huş Kalesi için söylediği ve sadece basit bir mantık
yürütmeden ibaret olan "Burası Huş, yolu da yokuş , belki de bizim türküdeki Huş
burası olabilir." sözlerinden kaynaklandı. Sonra kendi söylediği bu söze kendi
de inandı. Asıl önemlisi yıllarca bu türküyü dinleyip içindeki Muş kelimesinden
çeşitli sebeplerden ötürü hoşlanmayanlar da bu sözlere sıkıca sarıldılar ve
yukarıdaki yanlışlara kadar gidildi.
Türkünün Şekil Bakımından İncelenme
Türkü altı kıtadan oluşmuştur. Kıtalar üç tane üçlük ve nakaratlar ikiliklerden
oluşmuştur. Sanırım Ruhi Su'da bu nedenle şiiri duraklardan bölmüştür
Hece Ölçüsü : Üçlü kıt'alar11'li hece ölçüsüyle, diğer kıtalar 10'lu hece
ölçüsüyle yazılmıştır.
Durak : 6+5 ve 5+5 duraklıdır.
Şiirin Kafiye şeması :
a______________dumandır
______________şivandır dır'lar redif, -an'lar Tam Uyak
a______________yamandır
b_______________çemendir
b_______________nedendir -dir'ler redif, -en'ler Tam uyak
c_______________yokuştur
c_______________iştir -tır'lar redif, -iş'ler Tam uyak
d______________sesi var
d______________nesi var -i var'lar redif, -es'ler Tam uyak
d______________fesi var
______________
______________
______________ Nakarat
______________
e______________sazlar>
e______________sızlar -lar'lar redif, -ız'lar Tam uyak,-z
e______________kızlar yarım uyak
______________
______________
______________ Nakarat
______________
Görüldüğü gibi eser anonim bir türkü olmakla beraber oldukça kuvvetli bir şekle
sahiptir. Buradan türküyü ilk söyleyen kişinin hece ölçüsüne ve özelliklerine
vakıf olduğu sonucuna varabiliriz. Ayrıca, diğer Muş türkülerinin bir çoğunda
yukarıdaki şekil özelliklerinden bilhassa üçlükler ve ardından gelen nakaratlar
oldukça çoktur. Bu bir söyleyiş farklılığıdır ve Muş türkülerinin ayırt
edilmesinde kullanılabilir.
Şimdi sıkı durun....Yukarıda Muş'un Huş edilmesinin kime ne yararı olacağını
sormuş ve cevap olarak "Türküyü başka bir ile ya da bölgeye bağlamak isteyip de
Türkünün içinde "Muş" kelimesi geçtiği için bunu bir türlü başaramayanlar."
Cevabını vermiştim. Ama ben bunları yazarken şimdi aşağıya aldığım metni henüz
görmemiştim. Aramalarım sırasında karşıma çıkana şaşırmadım, haklı olduğumu
gördüm. Türkiye'de hiçbir kanuna, töreye, ahlâka saygısı kalmayan gözü kara,
hilebâz zekalı, kazanayım da nasıl olursa olsun, elde edeyim ne bahasına olursa
olsun felsefesiyle hareket eden basit ruhlu insanların çabalarının sonucuydu
gördüğüm. Daha öz bir ifade ile sahtekârlığın belgesiydi bu.
Şimdi bu utanmaz insanların yukarıda incelemesini gördüğünüz metin ve şekil
açısından incelemesini okuduğunuz türküyü ne hale soktuklarına ve nereye mal
ettiklerine bir bakalım.
YEMEN TÜRKÜSÜ
HAVADA BULUT YOK BU NE DUMANDIR
MAHLEDE ÖLÜM YOK BU NE ŞİVANDIR
ŞU YEMEN ELLERİ NE DE YAMANDIR
ANO YEMENDİR GÜLÜ ÇEMENDİR
GİDEN GELMİYOR ACEP NEDENDİR
BURASI HUŞTUR YOLU YOKUŞTUR
GİDEN GELMİYOR ACEP NEDENDİR
KIŞLANIN ÖNÜNDE REDİF SESİ VAR
BAKIN ÇANTASINDA ACEP NESİ VAR
BİR ÇİFT PABUÇ İLE BİR DE FESİ VAR
KIŞLANIN ÖNÜNDE ÜÇ AĞAÇ İNCİR
KOLUMDA KELEPÇE BOYNUMDA ZİNCİR
ZİNCİRİN YERLERİ NE YAMAN SANCIR
KIŞLANIN ÖNÜNDE SIRA SÖĞÜTLER
ZABİTLER OTURMUŞ ASKER ÖĞÜTLER
YEMENE GİDECEK BU KOÇ YİĞİTLER
KIŞLANIN ARDINI DUMAN BAĞLADI
ANALAR BABALAR KARA BAĞLADI
YEMENE GİDENE HERKES AĞLADI
KIŞLANIN ARDINDA YÜZÜYOR KAZLAR
AYAĞIM AĞRIYOR YÜREĞİM SIZLAR
YEMENE GİDENE AĞLIYOR KIZLAR
KIŞLANIN ARDINDA BİR KIRIK TESTİ
ASKERİN ÜSTÜNE SAM YELİ ESTİ
GELİNLİK TAZELER UMUDU KESTİ
anonim, yöre: Elazığ
Bu okuduğunuz türkünün "Havada Bulut Yok" türküsüyle hiçbir alâkası olamadığını
kendi vicdanları da kabul etmiş olacak ki türkünün adını değiştirmekten başka
çare bulamamışlar. Şimdi , içinde "Muş" kelimesi geçen bir türküyü Elazığ
türküsü yapmak inandırıcı olamayacağı için önce Muş, Huş ediliyor sonra da türkü
hiç ediliyor, taktik bu.
Aslında bu kültürel korsanlık uzun yıllardır kültüre kaynaklık eden vilayetlerin
büyük sıkıntısıdır ve bazı vilayetler bunu ne yazık ki daha sıklıkla yapıyorlar.
Mesela "Çayda çıra yanıyor" benim çocukluğumda Diyarbakır'a aitti. Sonra nasıl
oldu anlamadım Elazığ'ın oldu. Bizim "Güllü Hamam" bir anda Urfa'nın "Yeni
Hamam'ı" oldu.
Gerçekte ise bunlara hiç gerek yok.Çünkü, bunlar zaten Türk milletinin ortak
kültürel mirasıdır. Bizim görevimiz ufak-tefek çıkarlar için bu mirası,
değiştirmemek, orijinal halini korumak ve sonraki nesillere aldığımız gibi
aktarmaktır. Yoksa, çeşitli yörelerde elbette bir çok Yemen Türküsü
söylenmiştir. Çünkü Yemen - daha sonra detaylı olarak anlatacağım zaman daha iyi
anlaşılacak- bilhassa Doğu Anadolu halkı üzerinde derin izler bırakan bir bölge
olmuştur. Bununla ilgili bir çok türkü, ağıt söylenmiş olması tabiidir.
Peki neden ille de "Havada bulut Yok" türküsü isteniyor? Sanırım diğer Yemen
Türkülerine göre daha çok sevilmesi ve dinlenmesi bazı töre tanımazların
iştahını kabartıyor ve türküyü elde etmeleri için yukarıdaki gibi
sahtekârlıklara başvurmalarına sebep oluyor.
Ama, yukarıda yapılana söylenecek tek bir şey kalıyor...Ayıp!...Hem de Çok
ayıp!...
Şimdi biz asıl konumuza dönüp orijinal metni açıklayalım
Türkünün Açıklaması:
Havada bulut yok bu ne dumandır
Mehlede ölüm yok bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır
Şiir iki tasvir cümlesi ile başlıyor. Bu tasvir cümleleri Muş'ta çok yaygın
kullanılan özgün bir soru sorma şeklidir. Muş ve yakın illerde Anadolu'nun diğer
yerlerinde pek sık görülmeyen vurguyla soru sorma yöntemidir. Bu yöntemde -dır
bildirme eki daha kuvvetle vurgulanarak cümle soru haline getirilir. Meselâ :
"Ahmet, kuvvetlidir."Cümlesi -dir eki vurgulu okunarak soru cümlesi haline
getirilir. Normalde bu cümle "Ahmet kuvvetli midir ?" şekliyle soru haline
getirilir. Bölgede ise mı soru eki atılıp yerine -dır ekinin vurgulu okunuşu
getiriliyor.
Şiirde bu vurgulu söyleniş kendini hissettiriyor. Türkü ilk cümlesinde bulutsuz
havadaki duman soruluyor. Ama dikkatli ve yöre vurgusuyla okunduğunda sade bir
soru değil bir şaşkınlık ifadesi de vardır ki bu Türkünün yöredeki efsanesi ile
de ilgilidir :
Türkünün Muş'ta anlatılan hikâyesine göre yörede çok sevilen bir genç
evlendiğinin ertesi günü askere Yemen'e gider. Askerler bir yerde toplanıp,
sonra da yola çıkarılır. Onlar yürürken arkalarından toz bulutu kalkar. Askerin
genç eşi kocasını bir daha uzun yıllar göremeyeceğini, hatta geri gelmeyeceğini
düşündüğünden uzun süre kafilenin peşinden ağlayıp ağıt yakar. Aradan uzun bir
süre geçtikten sonra Yemenden gelen bir asker genç kadına ölen eşinin asker
çantasını getirir. Kendini kaybeden genç kadın bir yandan çantayı açıp
içindekilere bakarken, bir yandan da ağıt halinde " Havada Bulut Yok" türküsünü
yakar.
Şiirin yukarıdaki üç dörtlüğü bu efsaneyle birebir örtüşmektedir. Ayrıca, şiirde
Muş'ta kullanılan anlamıyla üç kelime kullanılır. Bunlar "mehle-şivan-yaman"
kelimeleridir. Şivan, büyük bir acıyla karşılaşan ev halkının ağlayıp,
inlemesini, haykırıp, ağıt yakmasını anlatmak için kullanılan bir kelimedir ve
genelde tek başına değil "evine şivan düşmek" şeklinde deyim olarak kullanılır.
Ayrıca "evine şivan düşesi" şeklinde bir bedduada vardır. Bu kelime Farsça
şiven(matem, yas, inleme, sızlama) kelimesinin bölgede kullanılan halidir.
Diğer kelime "mehle"'dir. Mahallenin Muş ağzında söyleniş şeklidir. Bir
edebiyatçı şiire baktığı zaman bu kelimenin heceye uyması için kısaltıldığını
düşünebilir. Oysa ki bu kelime aynı haliyle günümüzde de varlığını
sürdürmektedir. Kelimedeki -h- sesi gırtlaktan ve kalın olarak söylenir.
Bu bölümdeki diğer kelime ise " yaman" dır. Bu kelimenin Türkçe sözlükteki
karşılığı "etki, güç, beceriklilik, şiddetli"'dir. Oysa türküde saygıyla karışık
korkuyu ve zorluğu anlatmak için kullanılmıştır. Ayrıca bu kelime bölgede güçlü,
cesur, korkusuz anlamında insanlar ve hayvanlar için ayrıca zorluk anlamında
kullanılır.
Şimdi gelelim Türkünün en can alıcı kısmına :
Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burası Muş'tur, yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir ?
"Ano" kelimesi Türkünün ilk derlemesi sırasında tespit edilmiş. Ama şimdi
bilhassa türkünün aslını bozmaya çalışanlar ya da bu kelimenin hangi anlamda ve
nasıl bir duyguyla söylendiğini anlamayanlar bu kelimeyi değiştirmeye
çalışıyorlar. Mesela; Ah o, veya A bu gibi kelimelerle yapılan değişimler
türkünün dokusunu ve duygusunu bozarlar. Çünkü, Muş'ta çok büyük üzüntüler
sırasında yakılan ağıtlarda ano veya babo gibi feryat ifade eden kelimeler sıkça
kullanılır. Bilindiği gibi Doğu Anadolu ağzında kelime sonlarına gelen "o" sesi
seslenmeyi ifade etmek için kullanılır. Bu dünyadaki dağlık bölgelerin çoğunda
böyledir. Geniş bir ünlü olan "o" sesi istenildiği kadar uzatılarak seslenmeye
yardımcı olur. Meselâ "Ahmet! Diye seslenen bir kişi için uzak bir mesafeye
seslenmek için kelimenin sonundaki -met hecesini uzatması lâzımdır ki bu da pek
yeterli olmaz. Ama "Ahmoo!" diye seslendiğinde sesini duyurması son derece
kolaydır.
İşte bu türküdeki "Ano" kelimesi feryat eden bir insanın seslenme ihtiyacıdır.
Türküde daha sonra gidilen yerin "yemen" olduğu ve "gülünün çemen" olduğu
söyleniyor. Şimdi bu kelime grubunu inceleyelim:
1- Gidilen yerde gül olmadığını ve en güzel bitkisinin çimen olduğu ve gidilen
yerin ne kadar yaman bir yer olduğu anlatılıyor olabilir.
2- Gül edebiyatta bir çok fikri ve duyguyu anlatmak için kullanılmıştır.
Bunlardan bir tanesi de şehitlerin gireceğinin müjdelendiği "Cennet"'tir. O.
Şaik Gökyay'ın "Bu Vatan Kimin" şiirinde vatan için ölen şehitlerin ölerek
cennete girişleri " Bir gül bahçesine girercesine" diye anlatılmıştır.Yemende
şehit olanların mezarlarının bilinmediği ve onların Cennete gittikleri "gülü
çemendir" sözleriyle anlatılmış olabilir. Ya da bu mısralar bize bu anlamları
çağrıştırıyor olabilir.
Farsça yeşil ve kısa otlarla örtülü yer anlamına gelen çemen kelimesi Yemen'le
kafiye olmak bakımından veya Yemen'in bilhassa Güney kesimlerinin bitki örtüsünü
anlatmak içinde kullanılmış olabilir. Doğrusu bu mısralar bende bu duyguların
hepsini uyandırıyor.
Gelelim "Burası Muş'tur, yolu yokuştur-Giden gelmiyor acep ne iştir."
Mısralarına. Televizyonda izlediğim kelli felli eski bir TRT çalışanı kendinden
gayet emin bir şekilde konuyla ilgili bilmiş bilmiş beyanat veriyor. "Efendim,
Muş ovada, düz bir arazide kuruludur. Ben gittim, yolu da yokuş falan değil.
Oysa Huş'un yolu yokuştur."
Şimdi bu ve bunun gibi konuşanlara ne demeli. "Bre gafiller, densizler, be hey
cahiller falan diyebilirim, ama demiyorum. Birazcık araştırma yapsalar veya
Muş'ta yoldan geçen yaşlıca bir adamı çevirip "Amca, türküde bu şehrin yolu
yokuş deniyor neden ? diye sorsalar, sorma zahmetine katlansalar alacakları
cevap şu olurdu :
"1950'li yıllardan önce Muş'un esas yerleşim yeri bugün kale Mahallesi dediğimiz
şehrin arkasındaki Kurtik Dağının yamaçlarındaydı. Şehrin çevre illerle
bağlantısı Bitlis ve Erzurum yollarıydı.Doğuya giden Erzurum yolu dağın yamacını
paralel olarak takip edip giderken, Batıya giden Bitlis yolu yamaçtan aşağı dik
bir yokuştan inerek bugün Taşo Köprüsü (Taş Köprü) dediğimiz köprünün üzerinden
inerek Hasköy'e doğru uzanan yoldur. Bitlis yolu o dönemlerde Muş'u batıya ve
güneye bağlayan yoldur. Bitlis tarafından Muş' geldiğiniz zaman Taşo Köprüsünden
itibaren şehrin merkezine çıkan yol neredeyse yüzde kırkbeş meyillidir. Öyle ki
bir çok araç yokuşu çıkarken yarı yolda kalıp geriye kaçar bazen de arkada kalan
evlere vururdu.1950'den sonra bugünkü yollar yapılınca bu yollar eski önemini
yitirdi. Şimdi sadece yan yollar olarak yakın çevreye ulaşımda kullanılıyor.
Ayrıca, bu tarihten sonra eski Muş valisi Tevfik Sırrı Gür'ün gayretiyle şehir
ovaya doğru gelişme göstermiştir."
Doğrusu birisi bana eskiden Muş'un yolunun yokuş olduğunu ispat etmek zorunda
kalabilirsin dese ona gülerdim. Ama, şunu da söylemeliyim ki ben de yukarıda
anlattığım o meşhur yokuştan aşağı kışın çok kaydım ve bağdan şehre gelirken
yokuşu çıkmaya takat bulamadığım için yan yollara kaçtığım çok oldu. Yüklü
eşeklerin bile tırmanmakta zorlandıkları bir yokuşu Muş'u Huş edenler ne yazık
ki dümdüz ettiler.
"Giden gelmiyor acep ne iştir ?" ise bir çaresizliğin haykırışıdır. 1849-1918
arasında Osmanlı İmparatorluğunun gereksiz Yemen sevdası yüzünden Anadolu'dan
zorla koparılıp bir daha evine barkına dönemeyen asker annelerinin, eşlerinin,
kardeş ve sevgililerinin ortak feryadı gibidir. Sahipsiz kalan bir eş, bir anne
elbette ki devlet büyüklerinin yüksek politikalarını...! anlayamayacaktı.Ve
kendi lisan-ı haliyle soracaktı." Acep ne iştir ?" Bugün bile biz halâ
anlayamadığımız kararlar için sormuyor muyuz, acep ne iştir ? Bu mısradan
Huş'çular da kendilerine bir sonuç çıkarabilirler. Şöyle ki, bu mısraları yazan
kişi Yemen'in tamamından bahsetmekte ve gidenlerin dönmediğinden şikayet
etmektedir. Şimdi mantıken düşünelim..."Burası Huş'tur" diye türküyü yakan kişi
Huş'u nereden tanıyor ? Eğer Huş'u görüp gelen bir asker (ya da böyle bir
askerden duyan kişi) olsaydı ve bu türküyü Anadolu'da yakmış olsaydı en azından
"Orası Huş'tur" demesi gerekirdi. Ayrıca kendisi geri geldiğine göre "giden
gelmiyor" diyemezdi...Hadi diyelim ki bu türküyü yakan kişi türküyü Huş'ta iken
söylemiş olsun. Bu sefer de "Burası Huş'tur, gelen gitmiyor !" demesi gerekmez
miydi? Mantık olarak istediğiniz şekle sokun yine de türkünün Muş'ta söylendiği
dışında mantıklı bir sonuca varamazsınız.
Kışlanın önünde çalınır sazlar
Ayağım yalnayak yüreğim sızlar
Yemene gidene ağlasın kızlar
Türküde tartışma konusu olan kelimelerden bir tanesi de "Kışla" kelimesidir.
Hemen her şehirde bir kışla olduğunu düşünürseniz, şehirlerin " bu kışla bizim
kışla" demelerini de anlamak gerekir. Burada açıklanması gereken konu ise halkın
kışlaya olan bakışıdır. Türkünün yazıldığı dönemlerde askere alınmalar oldukça
farklıdır. Birliğine götürülecek askerler çeşitli yerlerden toplanana kadar
belli bir yerde toplanır. Onların bu toplanma yerlerinde geçirdikleri süre de
askerlikten sayılırdı.
Meselâ benin babam Muş'ta askere Mart ayında alınmış ama yollar müsait olmadığı
için Mayıs ayına kadar Muş'taki toplanma yerinde kalmış. Bu sırada kaldığı yer
evine iki yüz metre uzaklıkta olmasına rağmen evine gidemiyor, asker
elbiselerini bile giymeden acemi eğitimi alıyorlarmış. Babam bu anılarını
anlatırken kaldığı yerden kışla diye bahseder. Bu nedenle şiirde adı geçen
"kışla" da büyük bir ihtimalle askerlerin toplanma yeridir. Önünde saz çalınması
ise bekleşen askerlerin eğlenceleridir. Çünkü, Türk milleti dışında düğüne gider
gibi savaşa giden başka hiçbir millet yoktur.
Son iki mısra ise geride kalanların gözyaşlarıdır. Çünkü, savaşın asıl acısını
onlar yaşayacaktır. Bazı, metinlerde "Yemene gidene ağlıyor kızlar" diye
söylense de doğrusu ağlasın'dır. Çünkü Muş ve çevresinde "-yor" şimdiki zaman
ekini kullanma alışkanlığı bilhassa o tarihlerde hiç yoktur.
Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasını bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var
"Redif kelimesinin kelime anlamı sonradan, arkadan gelendir. Burada ise yeni,
genç asker anlamındadır. 19. yüzyılda Osmanlı ordularının Batı orduları
standartlarına kavuşturulması için yapılan çalışmaların sonucu olarak
seferberlik anında askere alınacak kişilerin oluşturduğu alaylardır. Bilhassa I.
Dünya savaşında bu hazırlıkların faydaları görülmüştür. (Daha fazla bilgi için
bk. İ. Hakkı Uzun Çarşılı-Osmanlı Tarihi- Cilt 8)
Şiirin genel mantığı ve de o dönemdeki Osmanlı Askerinin kılık-kıyafet ve de
maddi yönü düşünüldüğünde Osmanlının askerine yedek potin veya şapka vermesi
düşünülemez. Bir askerin potin ve de şapkasının sağlığında çantasına
giremeyeceğini de mantıken düşündüğünüzde bu eşyaların bir şehide ait olduğu
sonucuna ulaşırsınız.Cesedin Anadolu'ya dönmesi imkânsız olduğu için arkadaşları
tarafından ailesine ulaştırıldığı sonucu ortaya çıkar.
O halde söyleyebiliriz ki , bu türkü aynı kişi tarafından (muhtemelen şehidin
eşi) şehidin askere gidişi ve şehit oluşunun ardından söylenen muhteşem bir
ağıttır. Türküleşmesi yine muhtemelen başka kişiler tarafından muhtelif
zamanlarda gerçekleşmiş olabilir.
Yemen savaşları Anadolu insanını derinden yaralayan savaşlardır. Çünkü, amacına
inanmadıkları, ulaşmak da güçlük çektikleri, halkı tarafından ihanete
uğradıkları toprak parçalarına zorla götürülmüşlerdi. Gidenler geri
dönemedikleri gibi şehit oldukları uçsuz bucaksız çöllerde sahipsiz cesetler
olarak kalmışlardı. Ölümden kurtulup terhis olabilenleri de uzun, tehlikeli bir
dönüş yolu bekliyordu. Devlet uzun yıllar askerlik yaptırdığı bu insanları
memleketlerine geri götürme zahmetine katlanmıyor, onları kaderleriyle baş başa
bırakıyordu. Bu nedenle kurtulanların bir çoğu da oralardan geri gelemiyordu.
Geri gelebilenler de Yemen cehennemini dört bir yanda anlatıyor, yakınlarından
haber alamayanların acısı bir kat daha arttı yordu.
"Havada Bulut Yok" türküsü bu acıyı belki de en iyi anlatan türkülerden biri
olmuştur. Bu kadar üzerinde konuşulması, haksız yere sahiplenilmeye çalışılması
de sanırım. Bu yüzdendir.
Ama kimse heveslenmesin. Muşlu Yemen'de şehit olan evlatları için öz bağrında
duyduğu acıyı haykırdığı bu Türküyü elbette ki yüce Türk milletine armağan
etmiştir. Bu Türkünün gerçek sahibi Türk milleti ve O'nun uçsuz bucaksız
ülkelerde verdiği milyonlarca şehittir.
Hepsinin ruhu şad olsun.
|