logo

ALEVÝ  BEKTAÞÝ EDEBÝYATINA GENEL BÝR BAKIÞ
Prof. Dr. Erman Artun

        Türkler Ýslamiyet kültür dairesine girdikten sonra yurt deðiþtirerek Anadolu�ya geldiler. Yeni yurt tutulan Anadolu�da kültürleþme sonucunda yaþama biçimleri ve deðer yargýlarý da deðiþime uðradý.[1] Orta Asya Türk kültürü, Ýslamiyet kültürü ve Anadolu kültürü yeni bir Türk kültürü oluþturmuþtur. Türk kültür tarihi açýsýndan Anadolu�da dinsel inançlara deðiþik bakýþ açýlarý tarikatlarý doðurmuþtur. Anadolu sufiliði Ýslamiyet öncesi inanç sistemleri ve sosyal yaþamýn etkisiyle karýþmýþ Anadolu�ya özgü bir sentez oluþturmuþtur.[2]

        Hicretin ilk yüzyýlýndan itibaren bir zühd ve takva anlayýþý içinde ortaya çýkmaða baþlayan tasavvuf hareketi miladi 9. yüzyýldan sonra geniþ ve renkli bir düþünce sistemi olmuþtur. 11. yüzyýlda tarikatlarýn kurulmasýyla tasavvuf bütün Ýslam alemine yayýlmýþtýr.[3] Tasavvuf, tarikatlar ve tekkeler aracýlýðýyla Ýslam dünyasýnda etkisi yüzyýllar boyu sürmüþ bir düþünce ve inanç sistemidir. Ýslamiyet�in mistik boyutu olan tasavvuf þeriatýn emir ve yasaklarýný yumuþatmaða, Allah�a sevgiyle varmaya yönelik bir sistemdir. Edebiyatta kalýcý etkiler býrakmýþtýr.

        Bir inanç ve düþünce sistemi olarak kabul edilen tasavvufun temeli, evrende tek bir varlýk bulunduðu, o tek varlýðýn dýþýndaki diðer varlýklarýn ise onun yer yüzündeki yansýmasý olduðu görüþüdür. O tek varlýk Allah�týr. Öteki varlýklar yani görünen her þey, tek varlýk olan Allah�ýn türlü görüntüleridir. Her þey Allah�ýn anlaþýlýp bilinmesi için vardýr. Buna vahdet-i vücut görüþü denir. Tekvin yani var oluþ, yaradýlýþ problemi, dinin ve felsefenin ilgi alanýna giren ana konulardandýr.[4] Tasavvufta amaç Allah�a ulaþmaktýr. Bu vuslat gönül yoluyla ve sezgiyle olur.

        Tasavvuf, Türklerin hakim olduðu geniþ sahalarda Ýslamiyet�in yayýlmasý ve bu sahalardaki eski inanç biçimlerinin Ýslamiyet�i etkilemesiyle baþlamýþtýr. Toplumlar eski inanç sistemlerini tümden silemeyecekleri için eski inanç izlerini yeni inanç biçimlerine yansýtýrlar. Türklerde bu yansýtýþ, Ýslam dinini çeþitli sahalarda az da olsa farklýlaþmasýna neden olmuþtur. Bu farklýlýklar da tasavvufi düþünce biçiminin doðmasýný saðlamýþtýr.

        Türkler arasýnda ilk olarak Orta Asya�da Ahmed Yesevi ile görülmeye baþlayan tasavvuf akýmý, daha sonra Moðol istilasýyla Anadolu�ya gelen derviþlerle burada da etkili olmaya baþlamýþtýr. Anadolu�da Yunus Emre�yle doruk noktasýna çýkan dini-tasavvufi halk edebiyatý her dönemde ve her zümrede önemli sanatçýlar yetiþtirmiþtir.

        Türkler, Ýslamiyet�i kabul ettikten sonra eski inanç sistemlerini bazý tarikatlar içinde sürdürmüþlerdir. Alevi-Bektaþi geleneðinde eski Türk inanç ve pratiklerinin diðer tarikatlara oranla daha çok yer tuttuðu görülmektedir.

        15. yüzyýlýn ilk yarýsýndan sonra Hurufilik Bektaþi tekkelerine ve oradan Yeniçeri Ocaðýna girince, Yeniçeri âþýklarý görünüþte tasavvufla, daha özgür bir biçimde þarap ve sevgiliyi konu etmeye baþladýlar. Bu dönemde Alevi � Bektaþi edebiyatý tekke edebiyatýndan ayrýlarak bütünüyle baðýmsýz bir içeriðe kavuþmuþtur. Tekke edebiyatýnýn en dikkate deðer bölümü olan Bektaþi edebiyatýnýn fikir ve eðilimleri âþýk edebiyatýnda aðýr basmaktadýr.[5] Tasavvuf felsefesi, halk edebiyatýný etkilediði gibi konular, terimler yönünden divan þiirini de etkilemiþtir. Tasavvuf düþüncesi divan edebiyatýnýn da kaynaklarýndan birisini oluþturduðu için ortaya çýkan edebi ürünlerde, bu felsefeye ait ortak temalarýn, motiflerin kullanýldýðýný görüyoruz. Ancak bir çok ortak noktaya raðmen, özellikle Alevi �Bektaþi tarikatlarýnda ortaya çýkan farklý uygulamalarýn tarikat erkân ve usulündeki deðiþikliklerin bu zümre âþýklarýnýn edebi ürünlerine de yansýdýðýný görüyoruz.

        Anadolu�da Babailer Ayaklanmasý bastýrýldýktan sonra (1240), Hacý Bektaþ-ý Veli�nin (1210-1271) çevresinde yeni bir tarikatýn (Bektaþiliðin) temelleri atýlmýþtýr. Hacý Bektaþ, Makalat adlý eserinde Anadolu halk edebiyatýnýn imkânlarýyla görüþlerini ustaca birleþtirip halka sunmuþtur. Böylece yeni bir edebiyat geleneðinin oluþmasýna zemin hazýrlamýþtýr. Tasavvuf etkisine açýk, tarikattan çok inançlar bütünü olarak deðerlendirilen Anadolu Aleviliði Bektaþilikle birlikte ele alýnmaktadýr. Anadolu Aleviliði ile zaman içinde bütünleþtiði için Bektaþilik Anadolu Aleviliðinin tarikat olarak kurumlaþmýþ þekli diye de yorumlanmaktadýr.

        13. yüzyýl Anadolu�da Türk diliyle meydana gelen edebiyatýn bir dönüm, bir ayrým dönemiydi. Bu yüzyýlda Yunus Emre yeni kavram, motif, hayal, ve imge dünyasýyla Anadolu�ya bir ilham kaynaðý sundu. Âþýklar sazlarýyla Türk dilini þiirleþtirip halkýn duygularýný dile getirdi.[6] Alevi-Bektaþi edebiyatý Hacý Bektaþ-ý Veli ve Abdal Musa kültürüyle beslenmiþ Anadolu halk edebiyatýnýn imkânlarýnýn birleþtirilmesiyle yeni bir sentez oluþturdu. Önceleri özü yönüyle Yunus Emre�nin þiirlerine dayanan bu edebiyat geleneði sonralarý zamanla bazý belirgin farklar kazanarak özgün yeni bir edebiyat oldu [7].

        Alevi-Bektaþi þiiri, belli kurallara kalýplara ve belli düþüncelere baðlý bir þiir biçimidir. Ölçüde kafiyede ayakta, nazým biçimleri ve dilde âþýk edebiyatý özelliklerini gösterir. Dünyayý Alevi- Bektaþi kültürüne göre kavrayan âþýklar þiirlerini mistik ve metafizik temele dayarlar. Günümüz âþýklarý usul, adap, erkân ve öðretiden çok þiirlerinde Alevi kültürünü iþlerler. Ölmeden önce ölmek, yani yaþarken nefsi öldürme düþüncesi sýklýkla iþlenir. Þiirlerde insana yönelme, gönül denilen cevherde aþký bulma düþüncesi öne çýkarýlýr. Âþýklarýn þiirlerine Alevi-Bektaþi felsefesindeki �Ruhun ölümsüzlüðü esastýr, ölüm Hak�ka teslim olma, Hak�ka yürümektir. Her ne ararsan kendinde ara .� düþüncesi egemendir.

        Alevi- Bektaþi edebiyatý, gelenekleriyle, anlatým biçimiyle, terminolojisiyle þuh ve müstehzi edasýyla irfaný ve inancýyla orijinal bir edebiyattýr. Bu özellikleriyle diðer edebiyatlardan kolaylýkla ayýrt edilir. Alevi aþklar tasavvufu kendi anlayýþlarýna göre yorumlarlar. Þiirlerine neþve hakimdir.[8]

        Alevi Bektaþi edebiyatý bu zümrelerin geleneklerini, inançlarýný, aralarýnda söylenen atasözlerini, deyimlerini de ifadelendirir, din ulularýný över, onlara ait menkabeleri þiirleþtirir, usulden erkândan ayinden bahseder. Alevi Bektaþi kültürünün kökleri Orta Asya Ýslamiyet öncesi inanç sistemlerine kadar uzanýr.[9] Hacý Bektaþ-ý Veli düþüncesi Alevi Bektaþi edebiyatýnýn beslendiði en önemli kaynaklardandýr. Onun Makalat�ýnda aþk insanla Allah�ýn temas çizgisinde zuhur eder. Aþk insandaki gönül denen cevherin hakimiyeti olayýdýr[10] Bu düþünce yaþama biçimi olmuþ, Alevi Bektaþi þiirini þekillendirmiþtir.

        Bu edebiyatta Ehl-i Beyt sevgisi aþýrý derecede Ali�ye baðlanýþ, Oniki Ýmam�ý takdis eden, Oniki Ýmam sözünden bozma �düvazman�, ya da sadece �düvazde� denilen þiirler, Ýmam Hüseyin�e mersiyeler, Hacý Bektaþ-ý Veli ve Alevi-Bektaþi velilerini öven, onlarýn menkabelerini yansýtan, giyim kuþam özelliklerini, törenlerini belirten, 14.-17. yüzyýlda Ýran�a ve Erdebil Ocaðý�na baðlýlýðý anlatan, Osmanlýya sitem içeren nefesler vardýr.

        Alevi-Bektaþi âþýklarý mahlas alýrlarken, kendilerini divan þairlerinden ve âþýk edebiyatý âþýklarýndan ayýrmak için �Hatai�, �Kamberi�, �Misali�, �Virani� vb. gibi farklý âþýklýk adý alýrlar. Bazý âþýklar bununla da yetinmeyip mahlaslarýnýn baþýna �kul�, �abdal�, �pir�, �sultan� gibi belirleyici adlar almýþlardýr. Bazý âþýklar da mahlaslarýnýn sonuna �sultan�, �baba�, �dede� vb. adlar eklemiþlerdir.[11]

        Alevi-Bektaþi edebiyatýnýn kökleri Yunus Emre�ye kadar uzanmaktadýr. Fakat kuruluþu 14. yüzyýlda Kaygusuz Abdal�la olmuþtur. Zamanla bazý önemli farklar kazanan bu edebiyat öncelikle Alevi-Bektaþi inançlarýný yaymaða hizmet eder hale gelmiþtir. Tarih boyunca dini baskýlar, tepkilerle karþýlaþmýþlar yani olumsuz toplumsal ve ekonomik uygulamalara uðramýþlardýr. Dirlikleri ellerinden alýnmýþ, askeri hizmetlerden uzak tutulmuþlar, topraða baðlý olmaya zorlanmýþlardýr. Bu nedenle zaman zaman ayaklanmýþlardýr. Alevi-Bektaþi þiiri de bir kavga þiiri haline dönüþmeye baþlamýþtýr. Bunun en güzel örneklerini Pir Sultan Abdal�ýn þiirlerinde görebiliriz.

        14. yüzyýlda Kaygusuz Abdal�la kurulan Alevi-Bektaþi edebiyatý 15. yüzyýlda �Hatai� mahlasýyla ve daha çok heceyle þiirler söyleyen Þah Ýsmail-i Safavi�yi meydana çýkarmýþtýr. �Hatai�, Alevi-Bektaþi edebiyatýnýn en didaktik âþýðýdýr. 16. yüzyýlda Sivas�ta asýlan �Pir Sultan Abdal� ise bu edebiyatýn en lirik âþýðýdýr. Pir Sultan Abdal�ýn mensuplarýndan �Kul Himmet� ve onun çaðdaþý �Hüseyin� lirizm açýsýndan Pir Sultan Abdal�a yaklaþan âþýklardandýr.

        16. ve 17. yüzyýllarda Alevi-Bektaþi edebiyatý durgun bir döneme girmiþtir. Söylenen sözler söylenip, her þey olup bittiði için bu edebiyat kendini tekrara baþlamýþtýr. Fakat 19. yüzyýlda sosyal yaþamdaki deðiþiklikler bu edebiyatý da etkilemiþtir. Seyrani zaman zaman bu deðiþikliði þiirlerinde yansýtmýþtýr.[12]

        Alevi geleneði bugüne kadar yaþamýþ âþýklarýn yedi tanesini çok usta ve kutsal sayarlar. Bu âþýklara �Yedi Kutuplar� adýný verirler. Bu âþýklar Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Hatayi, Yemini, Virani, Teslim Abdal ve Nesimi�dir.[13]

        Alevi âþýklarýn yetiþmelerinde Ayin-i Cemlere katýlmalarýnýn ve Alevi-Bektaþi þiir örneklerini dinleyerek ilk bilgileri almalarýnýn rolü büyüktür. Ayin-i Cemlerin baþlamasýndan önce �muhabbet� deyiþlerinin söylendiði ya da âþýklarýn kendi deyiþlerini okuduklarý bir bölüm vardýr. Deyiþlerin yaný sýra bu bölümde sohbetler de yapýlmaktadýr. Bu âþýklar kendilerine �Cem Âþýklarý� adýný vermektedirler. Âþýklar öðüt verme, Alevi-Bektaþi yolunun kurallarýný hatýrlatma amacýyla öðütleme türünde deyiþler de söylerler. Ayin-i Cemlerde ve Balým Sultan muhabbetlerinde usta malý deyiþler söylerler. Onlara göre badeli âþýk olmak Hak vergisi, lutuf olarak kabul edilir. Bu gelenekte âþýklara mahlaslarý genellikle baðlý bulunduklarý postniþin tarafýndan verilir.

        Âþýklar küçük yaþlarýndan itibaren Ayin-i Cemlere katýlarak, kendileri için gerekli olan tasavvufi halk edebiyatý ve Alevi-Bektaþi kültürüyle ilgili bilgileri buradan elde ederler. Ayin-i Cemlere baþlamadan önce �muhabbet� adý verilen saz eþliðinde, eski âþýklarýn deyiþlerinin söylendiði ve âþýklarýn kendi deyiþlerini okuduklarý bir bölüm vardýr. �Pir Sultan Abdal�, �Nesimi�, �Kul Himmet�, �Sýtký Baba�, �Sadýk Baba�, �Þah Hatai�, �Kaygusuz Abdal�, vb. âþýklardan usta malý deyiþler okurlar. Bu bölümde deyiþlerin yaný sýra sohbetler de yapýlmaktadýr.[14] Ayrýca bazý yörelerde âþýklar Ayin-i Cemlerin dýþýnda da bir araya gelmektedirler. Bunlar; düðünler, kýna geceleri ve köye misafir geldiði zaman olmaktadýr. Bunun yaný sýra �Balým Sultan Muhabbeti� dedikleri bir toplantý da vardýr.

        Ayin-i Cemlerde âþýklarýn adlarý geçtiðinde ceme katýlanlar saygýyla onlara niyaz ederler. Alevi âþýklar cem evlerinde düðünlerde, Hacý Bektaþ-i Veli törenlerinde, Görgü Cemlerinde, Balým Sultan Muhabbetlerinde bir araya gelerek geleneði sürdürürler. Anadolu Aleviliði, yaþama biçimi olarak bir felsefe, duygu biçimi olarak bir inanç olma özelliði taþýr.[15]

        Alevi-Bektaþi geleneðinde saz çok önemlidir. Saza büyük bir ilgi vardýr. Özellikle Ayin-i Cemlerin semah bölümünde zakirler saz çaldýklarý için saz yüzyýllardýr bu geleneðin vazgeçilmez bir parçasý olmuþtur. Âþýklar, sazý ve sözüyle toplumun dili ve yüreðidir. Onlar toplumun yaþadýðý ama dile getiremediði bir çok olayý tele döküp dillendirirler. Âþýk yaþadýðý toplumun sözcüsüdür.

        Aleviler çoðu 11 li heceyle, bir kýsmý 7 li ya da 8 li heceyle yazýlmýþ olan ve dörtlüklerden meydana gelen bu þiirlere �ayet, deyiþ�, Bektaþiler bazen �nutuk�, fakat genel olarak �nefes� demektedirler. Bu edebiyatta vahdet-i vücut anlayýþý geri plandadýr. Çoðu zaman Allah�la içli dýþlý bir üslup kullanýlýr. Bunun nedeni Alevi-Bektaþi inancýnda var olan Allah�a korkudan çok sevgiyle ulaþma düþüncesi vardýr.

        Alevi-Bektaþi edebiyatý Anadolu�nun öz edebiyatýdýr. Alevi-Bektaþi kültürü felsefesi, törenleri, ürünleri, dili, her þeyi Anadolu�nundur. Anadolu�dan doðmuþtur.[16] Kerbela faciasý, Alevi ve Bektaþilere yapýlan haksýzlýklar þiirlerde iþlenir. Âþýklarýn nefeslerinde âþýklar Allah�la içli dýþlýdýr. Allah�a sitem þiirleri gerçekte sevgiye dayanan bir inancýn ifadesidir.[17] Alevi âþýklar bu tür deyiþler için �Allah, Âþýklarý kusurlarýndan dolayý kýnamaz� anlamýna gelen bir hadis olduðunu söylerler.

        Alevi-Bektaþi âþýklarýn hayata, kendi uygulama ve inanç sistemlerine yaklaþýmlarýnda ortak bir özellikleri de nükteli eleþtiri güçleridir.[18] Alevi ve Bektaþiler Kendi inanç ve uygulama sistemi için tam bir esrarengizlik tavrý saðlamaktan hoþnut olur. �Bektaþi Sýrrý� kelimeleri halkýn diline girmiþ olduðundan ifadesini örtmek yolunda pek zaman harcamaz. Þiirden hoþlananlar için özellikle nefes ve deyiþler dýþardan olanlar için sanki hiçbir anlamý olmayan kelimelerden oluþturulmuþtur.[19]

        Alevi-Bektaþi edebiyatýnda dikkati çeken en büyük özellik hoþgörüdür. Hoþgörü bu edebiyatýn tadý tuzu niteliðindedir. Hoþgörünün bulunduðu þiirde hissedilebilir bir gülümseme vardýr. Bu özellik bu þiiri ilginç kýlar. Alevi-Bektaþi kültüründe hoþgörü dýþa vurulan bir görünüþ deðil yüreðin derinliklerinden gelen bir onaylama biçimidir. Alevi kültüründe hoþgörü uygun zemini bulunca gülmeceyle birleþir. Hoþgörünün arkasýnda iðneleyici bir dokundurma da kendini gösterir. Bu bir noktada onaylanmayacak bir giriþimin sezdirilmesidir.[20]

        Tasavvuf þiirinde karþýmýza çýkan mecazi anlatýmlar, semboller mutasavvýf âþýklarca kullanýlmýþtýr. Sufi âþýklar, çok eskiden beri þiirlerinde sevgilinin gözünden, dudaðýndan, beninden, zülfünden bahsetmiþler veya içki, çalgý, meyhane, kilise gibi Müslümanlýðýn geleneklerine uymayan unsurlara þiirlerinde yer vermiþlerdir. Bu sözler tarikatýn dýþýndakiler tarafýndan eleþtirilmiþ, sufiler kýnanmýþ, küfürle suçlanmýþlardýr. Aslýnda bu tür sözler sufilerin vecd halindeki sözleridir. Eleþtiriler üzerine bu tür kelimeler sufinin içinde bulunduðu durumu anlatan birer sembol olarak nitelemiþler, bu açýklamayla eleþtirilerden kurtulmuþlardýr. Tasavvuf þiirindeki mecazi anlatýmýn diðer bir nedeni de mutasavvýflarýn gerçekleri, içlerine doðan sýrlarý, tarikat dýþýndaki kiþilere açmak istememelerindendir.[21]

        Alevi-Bektaþi âþýklarýn nefes, deme ve deyiþlerinde kullandýklarý kelime terkip ve mazmunlar kliþeleþmiþ söz ve bilgilerdir. Onlar bu bilgileri geçmiþte yaþamýþ âþýklardan ve katýldýklarý sohbetlerden öðrenmiþlerdir. Âþýklar Allah�ýn birliðini anlatýrlar, insaný iyiye doðruya götürme yolu olarak niteledikleri �Hak Yolu� için þiirler yazmýþlardýr. Onlar yürekten baðlý bir sevgiyle Allah sevgisini þiirlerinde dile getirirler.

        Âþýklar dünya ve evrenin sýrlarýný, yaradýlýþýn kaynaðýný araþtýrýrlar. Varlýðýn özü ve ötesine ait düþünceleri dile getirirler. Mutlak güzelliðe yönelerek Allah�a kavuþma çabasýný iþlerler. Bunlar madde alemindeki güzellikten mutlak varlýða yol bulma çabasýdýr. Dünyanýn geçiciliðini anlatýrlarken, gerçek ebedi mutluluðun yollarýný ararlar. Âþýklarýn idealize ettikleri kâmil tiplerdir. Onlara göre ahlak insani olmayan davranýþlarý terk ederek ilahi yaradýlýþa yönelmektir. Alevi- Bektaþi edebiyatý günümüzde de sürmektedir.

[1] Erman Artun: Adana Aþýklýk Geleneði (1966-1996), ve Âþýk Feymani, Adana 1996: 13.
[2] Bozkurt Güvenç: Türk Kimliði, Kültür Tarihinin Kaynaklarý, Ankara 1993: 138.
[3] Ahmet Yaþar Ocak: Türk Halk Ýnançlarýnda ve Edebiyatýnda Evliya Menkýbeleri, Ankara 1984: 1.
[4] Abdülbaki Gölpýnarlý: 100 Soruda Tasavvuf, Gerçek Yayýnevi, Ýstanbul 1969: 78.
[5] Thema Larousse Tematik Ansiklopedi, Tasavvuf, c. 6, Milliyet Yayýnlarý, Ýstanbul 1994: 514.
[6] Abdülbaki Gölpýnarlý: Alevi- Bektaþi Nefesleri, Ýstanbul 1992: 1-6.
[7] Gölpýnarlý, age. s. 78.
[8] Agah Sýrrý Levent: �Halk ve Tasavvufi Halk Edebiyatý�, Halk Ozanlarýnýn Sesi Dergisi, S. 5 Ankara 1993: 25.
[9] Ýrène Mélikoff: Uyur Ýdik Uyardýlar, Ýstanbul 1994: 30.
[10] Yaþar Nuri Öztürk: Tarih Boyunca Bektaþilik, Ýstanbul 1992: 21.
[11] Rýza Zelyut: Halk Þiirinde Gerçekçilik, Ýstanbul 1992: 67-69.
[12] Thema, agy. S. 43.
[13] Nejat Birdoðan: Anadolu�nun Gizli Kültürü Alevilik, s. 420.
[14] Fatma Sezgin: "Günümüzde Þanlýurfa Kýsas Köyü Aþýklýk Geleneði ve Kýsaslý Aþýklar� Çukurova Üniversitesi, Basýlmamýþ Yüksek Lisans Tezi, Adana 1998: 32.
[15] Piri Er: Geleneksel Anadolu Aleviliði, Ankara 1998: 1.
[16] Besim Atalay: Bektaþilik ve Edebiyatý, Ýstanbul 1991: 88.
[17] Abdülbaki Gölpýnarlý: 100 Soruda Tasavvuf, s. 176-177.
[18] John Kingsley Birge: Bektaþilik Tarihi, s. 104.
[19] Birge, age, s. 110.
[20] Þevket Özdemir: Yunus Emre, Nasrettin Hoca, Hacý Bektaþ-ý Veli Düþüncesinde Hoþgörü, Ankara 1995: 213.
[21] Yakup Þafak: �Tasavvufi Þiirde Mecazi Anlatýmlar Üzerine�, Yedi Ýklim, 8 (1995) 59: 11-12