Flamenko Dansý Ve Tarihsel Geliþimi
Flamenko kendine has bir Güney Ýspanya sanatýdýr. Üç þekilde hayat bulur : þarký "Cante"; dans "Baile"; ve gitar "Guitarra".
Flamenko, Güney Ýspanya'nýn kendi folklorik müziði ile çingenelerin
ayný kültürden yaratmýþ olduklarý müziðin kaynaþmasýyla ortaya
çýkmýþtýr. Populer halk müziði, çingene müziðinin geliþimini
etkilemiþtir ancak o günlerde bu müzikle baðdaþmamýþtýr. Günümüzde ise
bu iki müziðin birleþmesiyle Flamenko ortaya çýkmýþtýr.
Eski Zamanlarda Flamenko
Milattan önce 1100'de, Fenikeliler "Cadir" diye adlandýrdýklarý Kadiz
þehrini kurdular. Ýspanya'nýn Atlantik kýyýlarýndaki bir yarýmada
üzerinde kurulan Kadiz, Avrupa'nýn sürekli yerleþim alaný olan en eski
þehri ve Ýspanyol müzik ve dansýnýn geliþimi açýsýndan önemli bir
merkezdi. Çünkü günümüz Ýspanyasýn'da halen canlandýrýlan danslara
benzer danslar ilk kez Fenikeliler tarafýndan burada sergilenmiþti.

Milattan önce 550'de, Yunanlýlar Güney Ýspanya'yý kontrolleri altýna
aldýlar. Bu sebebledir ki; Yunan sanat eserlerinin üzerinde bugün
Ýspanyol dansçýlarýnýn yaptýðýðý gibi kastana tarzý enstürmanlar
kullanan veya dansa eþlik etmek için el çýrpan yada bu tip benzer el ve
vücut pozisyonlarý olan dansçýlar sergilenir. Bugün Ýspanya'daki birçok
folklorik dansýn izi Yunanlýlara kadar sürülebilir.
Ýspanya milattan önce 201'den milattan sonra 206'ya kadar Roma
Ýmparatorluðunun bir parçasýydý. Ýspanya'nýn güney kýsýmlarýnýn Batika
olarak tanýnmasýna raðmen; Kadiz o zamanlar "Gades" olarak anýlýyordu
ve halkýna günümüzde de olduðu üzere "Gaditanos" deniliyordu.
Milattan sonra 537'de Vizigotlar Ýspanya'nýn çoðu bölgesinde
otoritelerini yitirdiler ve bir Gotik kralýnýn yönetimi altýndayken
Hýristiyanlýk Ýspanya'nýn dini haline geldi. Vizigotlarýn bölgeye olan
kültürel katkýlarýysa çok azdý.
711 senesinde, Maðribiler (Faslýlar) olarak bilinen Araplar,
Suriyeliler ve Berberiler Cebelitarýk boðazýndan Ýspanya'yý iþgal
ettiler ve yedi sene boyunca kuzey hariç her yere hükmettiler. Yaklaþýk
yediyüz yýllýk bir hakimiyet süresince baþta güney kesimler olmak üzere
Arap kültürü Ýspanya'yý çok büyük boyutlarda etkiledi ve burayý Batý
dünyasýnýn kültürel merkezi haline getirdi. Müslümanlar bu ülkeye þiir,
þarký ve müzikal enstürmanlarý getirdiler. Bunlarýn içinde flütlerin,
davullarýn yanýsýra git gide tel sayýsýný yitirerek onüçüncü yüzyýlda
"guitarra latina" denilen iki telli enstürmanýn daha sonradan tek telli
bir saza dönüþmesine esin kaynaðý yaratan üç telli uda benzer "guitarra
morisca" da vardý.
Araplar Ýspanyol müziðine duygusallýk ve duyarlýlýk kazandýrdýlar.
Fevri insanlar olan Araplar baþlarýnda fanuslar kýrar, elbiselerini
parçalar yada yerde yuvarlanýrlardý. Ýspanyol müziði ve Flamenkoda önem
kazanan çoðu þarkýnýn zambra, zorongo, zarabanda ve fandango gibi
Arapça isimleri vardýr. Aslýnda "zamras" terimi o zamanki müzisyenlere
yada bunlarýn çaldýklarý toplantýlara verilen isimdir; günümüzde halen
Kanada'daki çingeneler festivallerine "zambras" demektedirler. Bu
döneme ait yazýlý Arap müziðine örnekler bulunmamakla beraber bu
müziðin bugün halen Kuzey Afrika yada Ortadoðu'da var olan müziði
çaðrýþtýrdýðý bilinmektedir ve modern flamenko bu müzikle belirli
öðeleri paylaþýr.
Kuzey Ýspanya'da iþgal altýna alýnmayan Hýristiyanlar kendi müzik
türlerini geliþtirdiler. Onikinci ve onüçüncü yüzyýllarda gezgin
müzisyenler "cantigas" denilen halk türkülerini söylerdiler.

Hýristiyan askerleri Maðribilerle savaþmaktan asla vazgeçmediler ve
zamanla onlarý güneye itmeye baþladýlar. Onbeþinci yüzyýla gelindiðinde
Faslýlar Granada dýþýnda her yerde iþgal edilmiþlerdi. Ve sonunda
1492'de Granada düþünce Ýspanya tekrar tamamiyle Hýristiyan
hakimiyetine girdi.
Granada'nýn düþmesi onbeþinci yüzyýlýn tek önemli olayý deðildi;
günümüze ulaþan en eski kayýtlara göre 1447 senesinde çingeneler
Ýspanya'da belirdiler. Ayný sene içinde kuzeyden nüfus ederek
Barselona'ya, oradan da sonraki yüzyýllar içersinde Ýspanya'ya
yayýldýlar. Ýlk kez sekizinci yada dokuzuncu yüzyýlda Hindistan'dan göç
etmeye baþlayan bu esmer tenli insanlar usta metal iþçileriydi ve kendi
müzik ve dans kültürlerine sahiptiler. Sonraki çingene nesli ya da
"gitanos"lar Hindistan'dan ayrýlan bu atalarýndan çok farklý olsalar
da, lisanlarýnýn bir kýsmýný ve özellikle el, kol hareketleriyle; kuzey
Hindistan'ýn kathak dansýnda sýk rastlanan ayak figürlerini bu zamana
deðin korumuþlardýr. Modern flamenko dansýnda hikaye anlatýlmadýðý için
farkedilir þekilde Hint danslarýndan ayrýlýr.
Çingenelerin Ýspanya'ya flamenkoya benzer hiçbir þey getirmedikleri
ortadadýr çünkü flamenko sadece Ýspanya'ya hastýr ve ilk Andalucia'da
(Ýspanya'nýn güney kesimi) belirmiþtir. Ayrýca dünyanýn diðer
yerlerinde yaþayan çingenelerin kültürlerinde flamenkoya benzer öðeler
yoktur (Ýspanyol flamenkosunu temel alarak kendi özgün müziklerini
geliþtiren Güney Fransa çingeneleri hariç). Andalucia'ya gelen
çingeneler burada kendilerine uygun topraklar buldular ve ta ki eþsiz
sanat dallarý olan "cante" ve "baile gitano" (dans) þekillene dek, bu
bölgenin müziðini benimseyip, koruyup, nesillere aktardýlar.
Andalucia'da çingeneler ayrýca Museviler ve "Moriscos" denilen,
Ýspanya'nýn Hýristiyanlarýn eline geçmesinden sonra kalmayý yeðleyen
Maðribilerle karþýlaþtýlar. Çingenelerin gelmesiyle bu topluluklar
arasýndaki bað ya da diðer terimiyle yakýnlýk daha da arttý.
1449 ve 1783 yýllarý arasýnda çingenelerin kendi kültürel yaþam
tarzlarýný engellemeyi amaçlayan en az onbir tane baþlýca yasa
topluluklarý çýkarýldý. Ölüm de dahil olmak üzere, birçok ceza
tehditine maruz kalan çingeneler yerleþik hayata geçmeye ve özgür yaþam
tarzlarýyla; dillerini, elbiselerini, zanaatlerini býrakmaya
zorlandýlar. Bu esnada "Moriscos"lar da Ýspanya'dan sürülme sürecine
girmiþlerdi; böylelikle bu iki eziyet çeken topluluk birbirlerinde
birçok ortak nokta buldular. Ayný devirde, her ne kadar modern
flamenkoyla kesin bir baðlantýsý olmasa da, Musevi müziði flamenkoyu
etkilemiþ olabilir çünkü bazý Ýbranice þarkýlarla, flamenko þarkýlarý
arasýnda bariz benzerlikler vardýr.

Çingeneler Hýristiyan'larýn Ýspanya'sýnda yok olabilecek müzik
öðelerini korudular. Flamenko'nun bir parçasý olan oryantal müziðin
bazý özellikleri "microtones"in kullanýmýný içerir. Yani; yarým tondan
az olan sesler, bir notadan diðerine çarpmalar, müzikte trans etkisi
yaratan tek bir sesi tekrar etme eðilimi, notalar arasýnda büyük
geçiþler yapmaktan ziyade daha az farklý notalar arasýnda melodik akýþý
saðlamak, müziðe ifade kazandýrmak için mikrotonal ve semitonal
motifler katmak, (Friklilerin tarzýyla baðlantýlý olarak) perdenin
derece derece inmesi, ahenk eksikliði (müzik ahenkli deðil melodik
olmalýdýr), karmaþýk ve zýt ritimler, hem vokalde hem de çalgýda sert
ya da genizden gelen sesleri tercih etme eðilimi ve müziðin duygusal
niteliðini ön plana çýkartma. Bunlara ilaveten, þarkýcýlarýn nidalarýný
da ekleyebiliriz; bir ara Araplarýn "Allah" sesleniþleri, flamenko'nun
"ole"si olarak dönüþtürüldü (boða güreþlerinde "oh-Lay" ama flamenkoda
"oH-lay" olarak telafuz edilir). Flamenko dansýndaysa, eller, kollar ve
gövdenin yýlankavi ve þehvetli hareketlerini bulmak mümkündür; ayak
hareketlerinin önemi ise azaltýlmýþtýr. Müslümanlarýn kültürlerine göre
kadýnýn bacaklarýný göstermesi vacip deðildi, bu sebeble ayak adýmlarý
kadýnlarýnýn danslarýnýn bir parçasý olmamýþtýr. Bu durum onikinci
yüzyýla deðin sürmüþtür.
Ýspanyol halk müziði geliþimine büyük oranda Arap etkisi altýnda devam
etti. Onaltýncý yüzyýldaki danslar "chacona", "zarabanda" ve
"fandango"yu kapsýyordu. Fandango isim ve tarz deðiþikiðne uðrayarak
sonunda Ýspanya'nýn farklý bölgelerinde farklý þekiller aldý. Bu müzik
daha sonra Andalucialýlarýn bayramlarýný dýþarda kutlarken eðlendiði,
çiftlerin veya gruplarýn dans ettiði ve telli sazlara davullarla,
kastanalarla, tamburinlerle eþlik eden orkestralarýn çaldýðý festival
müziði olacaktý.
Eziyete maruz kalan çingeneler, zamanla aileye mahsus ve daha ziyade
ilahi nitelik taþýyan kapalý tarzda bir müzik yarattýlar. Þarkýlarýný
lirikleri acý, açlýk, mahpusluk ve ölüm hakkýndaydý. Þarkýnýn ve dansýn
ritmine eþlik ederken el çýrpma, parmak þýklatma ki çingeneler bunun
için kastanalarý tecih ediyorlardý ve ellerinin boðumlarýný masaya
vurma yöntemlerini kullanýyorlardý. Çingenelerin müziði oldukça
duygusaldý. Buna zýt olarak, Andalucialýlarýn halk müziðinin özünde
toplu kutlamalar ve bayram havasý vardý.
Onsekizinci yüzyýla girerken diðer iki etken Andalucia müziðini
etkiledi: 1700'leren beri Ýspanyollarýn Afrikayý yoðun þekilde
keþfetmeye baþlamalarý ve Sevilla þehrinin Ýspanyol yarýmadasýnýn en
büyük köle marketi haline gelmesi. Bugün halen Andalucia'da yaþayan ve
kökenleri o günlere uzanan zenci aileler vardýr ve zenci müziðinin
Andalucia müziði üzerinde mutlaka ki bir etkisi olmuþtur. Ama daha
kesin bilinen etkileri Amerika'nýn keþfinde oynadýklarý roldür.
Birçok gemi Ýspanya'nýn güney sahillerindeki Huelva, Sanclucar, Cadiz
ve Malaga gibi þehirlerden yelken açtýlar. Denizciler kendi doðduklarý
þehirlerin müziklerini taþýyarak Ýspanya'nýn dört bir yanýndan bu
limanlara geldiler.
Esnek ve dýþ etkilere açýk olan Andalucia müziði, bu yeni müzikleri
iþleyip yeni türlere dönüþtürdü. Madalyonun diðer yüzü ondokuzuncu ve
yirminci yüzyýllarda Ýspanyollarýn beraberlerinde bu limanlara
getirdikleri Latin-Amerikan müziði Andalucia kültürünün bir parçasý
olunca daha da belirgin hale geldi. Ýþte bu olgu Afrikalýlarýn
etkilerinin diðer bir kaynaðýdýr çünkü bazý Latin müzik türlerinin
oluþumunda zenci kültürü büyük rol oynamýþtýr.
1700'lerde, gitar altý telli oldu ve iki deðiþik þekilde çalýnmaya
baþlandý. Bugün klasik müzik olarak tabir edilen müziðin çalýnmasýna
yetecek kadar geliþtirilmiþti.
1800 senesinde kaynaklarýn da belittiðine göre, çingenelerin
uyguladýklarý yirmidört dans vardý. Bunlarýn çoðu bugün yok olmuþtur ve
fandangos ve seguidillas (sevillanas) gibi çingene tarzý taþýmayan
flamenkolar dýþýnda hiçbiri bugünkü bilinen çingene dansýnda belirli
bir þekilde yer almamaktadýr.
Ýspanyollar, özellikle Andalucialýlar, zýtlýklarý kullanarak
isimlendirme yapmaktan hoþlanýrlardý. Mesela Flamanlar uzun,sarýþýn;
çingeneler ise kýsa ve esmerdiler. Ama çingeneler "Flamanlar"
çaðrýlýrlardý. Týpký tüm yabancý kökenlilerin "flamencos" ve çingeneler
diye adlandýrýldýklarý gibi.
1800'lerdeki gezginlerin söylediklerine göre çingene dansçýlar
ayaklarýný dans ederken kullanmaz, sadece kalça, vücudun üst kýsmý ve
kollarýný hareket ettirirlermiþ.
Bu dönemde gezginlerin dinledikleri müzikte çingenelerden çok Andalucia
öðeleri hakimdi. Çingeneler bazý durumlarda halk için gösteriler yapmýþ
olabilirler; ancak raporlar onlarýn seneler sonra geliþmiþ bir dans
olan "cante gitano"yu (tonas ve solares gibi çeþitler)
sahnelerdiklerine iþaret etmemektedirler. Tonas ve solares arasýndaki
farklýlýklarý unutmamak önemlidir, çünkü bu danslar bugün halen var
olan flamenko'nun alt türleridir.
Çingene "cante"si (þarkýsý); özel, duygusal ve fazlasýyla kiþiseldi.
Önceleri Friglerin tarzýný ve karmaþýk ritimlerini içerirdi ve
söylenmesi gerçekten çok zordu. Eþlik etmek için genellikle eller ve
parmaklar kullanýlýrdý.
Diðer yandan Andalucia halk müziði; tamamen halka hitab eden, 2/4, 3/4
ya da 6/8 ölçülü minor ve majorlerle söylenen ve genelde enstürmanlarla
eþlik edilen bir müzikti.
1842 yýlýnda flamenko'nun altýn çaðýný baþlatan ve bu dansýn doðasýný
deðiþtiren olaylar vüku buldu. Flamenko'nun çalýndýðý bazý Andalucia
tavernalarýnda þarkýya ve dansa daha çok önem verilmeye baþlandý.
Dansçýlar profesyonel deðillerdi ancak sanatlarýnýn aþkýný ortaya
koyuyorlardý.
Bilinen ilk "cafe cante", yani flamenko gece klübü 1842'de Sevilla'da açýldý.
Birçok klüp daha açýldý ancak sonra hepsi kapatýldý ve ta ki meþhur
flamenko sanatçýsý Silverio Franconetti Güney Amerika'dan dönüp
Sevilla'deki ilk "cafe cante"yi açarak resmen altýn çaðý baþlatana dek,
bir yirmi sene daha beklemek zorunda kaldýlar.
1910'a kadar devam eden altýn çað, bugün bilinen ve hatta bazýlarýnýn
tahmin edildiðinden de fazla çeþitte olduðu birçok flamenko türünü
(cantes) terk etti. Flamenko'nun popüler olmasýna karþýn, alboreas
(evlilik þarkýlarý) ve romans gibi bazý çingene þarkýlarý 1950lere
deðin kendi özel çevrelerinde var olmayý sürdürdüler.
Flamenko klüplerinde gitar bu þovun önemli bir öðesi haline geldi ve
gitaristler birbirleriyle hem yarýþýp, hem de birbirlerinden öðrenerek
kýsa zamanda hýzlý geliþme gösterdiler. Rekabet ettikleri sadece
kendileri deðildi, ayný zamanda dansçýlar ve þarkýcýlarla da
çekiþiyorlardý. Dikkat çekmek için "cante"lerin konularýndan
esinlenerek müziklerine ek melodiler katýyorlardý.
"Cafe Cantante" olarak bilinen bu dönem bugünkü flamenkonun
baþlangýcýydý. Müziðin içindeki büyüme ve deðiþimler ise fazlasýyla
çarpýcýydý.
Bu makalenin ilk kýsmýnda "cafe cantante" döneminin (kabaca 1850-1910
arasýndaki dönem) bizim bildiðimiz flamenko'nun temelini nasýl
oluþturduðunu gördük. O zamanlarda duygusal ve özel olan "cante gitano"
halk içinde ilk kez sergilendi. Ýþte ondan sonra yeni þarký tür ve
tarzlar oluþturmak için, popüler ve coþkulu olan Andalucia halk
türküleriyle birleþti. Ayrýca, dans ve þarkýnýn yanýsýra gitar da
flamenkonun önemli bir bileþeni haline geldi. Flamenko müziði ile
eðlence sunan "cafe cantante"ler yani gece klüpleri; Barselona, Madrid,
Andalucia gibi þehirlerle Ýspanya'nýn diðer bölgelerinde popüler
oldular.
Flamenko'nun etkileyici bir biçimde geliþmesine raðmen, altýn çað
olarak nitelendirilen dönemde herþey toz pembe deðildi. Evet, "Cante
gitano" saklandýðý yerden gün ýþýðýna çýkmýþtý ve kýymetli dansçýlarýn
çoðu çingeneydi, ancak daha geniþ kitlelere seslenmek için birçok gece
klübü flamenkoyla popüler müziði kaynaþtýrdýlar. Bunu yapmayan sadece
"Cafe Silverio"ydu.

Yüzyýlýn sonlarýna doðru flamenko'nun bu þekilde saflýðýnýn bozulmasý
arttý. "Fandangs" denilen çingene olmayan flamenko þarkýlarý daha çok
popülerite kazandýlar; bunlarýn içinde özellikle Malaga kökenli bir tür
olan "malagueilas" vardý. Malagueilas tarzýnda uzmanlaþmýþ bir þarkýcý
olan Juan Breva, þarkýyý (cante) dans müziðinden eleyerek daha yoðun ve
dinleme amaçlý bir þarkýya dönüþtürdü. Breva'nýn tarzý "flameneco"nun
toplumda ilk kez merak edilmesini saðladý ve 1800lerin sonuna doðru en
az yirmi çeþit malagueilas ortaya çýktý. Breva'dan sonra Antonio
malagueilayý daha da zirvelere taþýyarak flamenko'nun tarihinde tamamen
yeni bir devir açtý.
Çingene þarkýcýlar sahnelerden yavaþ yavaþ yok olmaya baþladýlar ve
yerlerini Andalucia þarkýlarý söyleyen, daha yumuþak sesleri olan,
güzel lirikler okuyan, erdemli olmayý þarkýlarýyla anlatarak halka daha
çok hitab eden þarkýcýlar aldý.
Daha evvelden gitaristlerin dikkat çekmek için nasýl uç noktalara
kaydýklarýndan bahsetmiþtik. Dansta da durum farksýzdý. Villa Rosa
þehrinde, garcelona Goncha'daki "la Chicharra"isimli bir klüpte çingene
bir kadýn "El Crispin" diye adlandýrýlan bir dans sunuyordu. Öyle ki
her adýmýn sonunda dansçý üzerindeki bir kýyafet parçasýný ta ki iç
çamaþýrlarýyla kalana kadar çýkartýyordu. "La Cachucha", "La Malaguena"
ve "El Jaleo" gibi flamenko ile alakalý olmayan birçok popüler dans
flamenko sanatçýlarýyla ayný hesabý paylaþýyorlardý. Yüzyýlýn dönüm
noktasýna gelindiðinde Fransýz kökenli olan "Can-Can" Ýspanya'ya ulaþtý
ve korkunç bir hýzda yayýldý. "La Pulga" denilen dans daha cüretkar
þarký sözleriyle söylenip, teþvikar bir tarz ile sunuluyordu, öyle ki
dansçýlar slip kadar az giyecek giyiyorlardý.
1800'lerin sonlarýndan itibaren, entellektüeller flamenko cafelerini
eleþtirmeye baþladýlar. Muhafazakarlara göre, flamenko bir yozlaþma
sürecine girmiþti ancak "cante gitano" toplumun ilgisini üzerine
toplamýþ, gitarýn ve çok sayýda profesyonel sanatçýnýn katýlýmý ve
geniþletilmiþ þarký repertuarlarýyla zenginleþerek geri dönmüþtü.
Andalucia'nýn halk ezgisi olan "canta andaluz" çingenelerle olan
temaslar sonucunda kesinlikle zenginleþmiþti.
"Antiflamenquismo '98" olarak bilinen sosyal olay devam etti ve
flamenko cafelerine yönlendirilen eleþtirileri arttýrdý. '98 nesline
ait olan Ýspanyol entellektüelleri için flamenko dansý turistlerin
Ýspanya deyince akýllarýna gelen bir karikatür, müziði ise sarhoþlarý,
seviyesiz barlarý ve ahlaksýzlýðý çaðrýþtýran herþey idi. Pfo Baroja,
Eugenio Noel ve Unamuno gibi yazarlar, flamenkoya yaralayýcý bir kara
mizah, mübalaða ve alayla saldýrdýlar. Bu yazarlarýn eserleri
flamenko'ya ilerki seneler içersinde zarar veren etkiler býrakacaktý.
1910 senesi genelde Flamenko'nun altýn çaðýnýn ve cafe cantantalerin
sonu olarak bilinir. Çoðu flamenko cafeleri kapanmýþ olsa da bazýlarý
bir süre daha dayanmýþ, özellikle Malaga'daki "Cafe de Chinitas" 1941
yýlýna kadar kapanmamýþtýr. Bazýlarý tarafýndan tüm zamanlarýn en büyük
flamenko þarkýcýsý olarak bilinen ve çingene kökenli olmayan Antonio
Chacon; 1950lere kadar sürecek olan "opera" ya da "tiyatro
flamenko"suna geçiþ döneminde büyük rol oynamýþtýr. Flamenko'nun her
türünü bilen Chacon'un sesi "cante gitano"ya uygun olmadýðý için "cante
andaluz"da uzmanlaþmýþ, bunu geliþtirmiþ ve granainas, tarantas,
malaguenas ve caracoles lardan yeni tarzlar yaratmýþtýr. Chacon çok
popüler þarkýcýydý ve etiketi çok sýk taklit edilip, abartýlýyordu.
Chacon Buenos Aires'de ilk kez flamenko'yu tiyatro sahnesine taþýyarak,
flamenko'yu bir tiyatro sanatý haline getirdi ve yeni bir devir
baþlattý.
Chacon yaptýðý yeniliklerle kiþisel olarak flamenko'yu yozlaþtýrmasa
da, bu geleneðe kendisi kadar deðer vermeyen bir çok taklitçiye þans
tanýmýþ oldu. Bunlardan en bilineni yeteneðini flamenko'yu popüler
müzikle birleþtirmek ve performansýna reklam amaçlý oyunculuk katmak
amacýyla kullanan Pepe Marchena'ydý. Marchena, flamenko'nun daha
yumuþatýldýðý ve ses titretmelerle daha güzel kýlmak için incelikle
iþlendiði "Marchenismo" ya da "Opera Flamenca" denilen bir devrim
yarattý. Marchena, orkestra eþliðinde ve geleneði bozarak ayakta þarký
söyleyen ilk kiþiydi.

Antonio Chacon neye sebebiyet verdiðini görüp bundan üzüntü duyacak
kadar yaþadý. "Fangangos" larýn iki çeþidi olan "cartagenera" ve
"malaguejia"yý çingenelerin "siguiriya"sýyla deðiþtiren kendisiydi,
ancak þimdi bunlarýn opera türündeki "fandangos"larla ve Latin-Amerikan
kökenli "milongas" veya "columbianas"larla deðiþtirildiðine þahit
oluyordu. Chaucon fazla mücadele edemedi ve 1929 senesinde fukaralýkla
öldü.
Kafelerin kapanmasýyla ya da alternatif eðlencelere yer vermesiyle,
flamenko sanatçýlarý tiyatrolarda, turneler düzenleyen þirketlerde ya
da Ýspanya dýþýnda çalýþmaya baþladýlar. (Paris flamenko'nun önemli bir
merkezi haline geldi.) 1920lerde bu trend en hareketli devresindeydi.
Flamenko, opera arialarýyla karýþtýrýldýðý; orkestra ve pianonun
yanýsýra gitarla da eþlik edildiði " zaruelas" denilen müzikal
komedilerde kendisini gösterdi. Seyahat eden Ýspanyol bale firmalarý,
Ýspanyol klasik dans ve müziðiyle iþlenmiþ flamenkoyu Ýspanya'daki
tiyatrolara ve tüm dünyaya taþýdýlar.
Bu þirketlerin en eskilerinden biri, Pastora Imperio 1915'te Buenos
Aires'te bir tiyatroda dans etmesine raðmen La Argentina'ydý. Daha
sonralarý Carmen Amaya, Vicente Escudero, La Argentinita ve son olarak
Jose Greco ortaya çýkacaktý. Bu tip þirketlerin Ýspanyol dansý üzerinde
derin etkileri omuþtur.
Flamenko'nun uluslararasý nitelik kazanmasýnda ve bir çok sanatçýnýn
ülkeyi terketmesinde en güçlü etken iç savaþ idi. Carmen Amaya ve
ailesi Güney Amerika'ya giderek orada büyük baþarý kazandýlar. Ünlü
gitarist Sabica Amaya'ya katýldý ve 1960 yýlýna dek Meksika ve
Amerika'yý mesken edinerek Ýspanya'ya dönmedi. Carlos Montoya bir dans
þirketiyle Amerika'ya gitti ve New York'ta kaldý. Vincente Escudero ilk
önce Paris'te sonra da Amerika'daydý. Ramon Montoya Paris, Londra,
Ýsviçre ve Buenos Aires gibi yerlerde gitar resitalleri verdi.

Savaþtan sonraki senede La Argentina, Pilar Lopez, Romario ve Antonio
gibi birçok dans gruplarý belirdi. Daha sonralarý yabancý dansçýlar
kendi dans topluluklarýný oluþturdular ve uluslar arasý þöhret
kazandýlar. Ýspanyol dansýnýn bu uluslar arasý ünü endirekt olarak
tiyatro gösterisi devrinin sonunu hazýrladý.
1940'larýn sonunda flamenko'nun onlarca sene evvel baþlayan tiyatro ve
opera periodu önemini yitirmeye baþladý ve 1950lerde yavaþ yavaþ son
buldu. Bu düþüþün bir çok nedeni vardý. Yabancý izleyiciler Ýspanyol
bale topluluklarýnýn sergilediði flamenko dansýnýn üzerlerinde
býraktýklarý duygusal etkiye olumlu karþýlýk verdiler. Turistler
heyecan verici çingene dansýný izleme umuduyla Ýspanya'ya akýn etmeye
baþladýlar. 1954'de Madrid'de La Zambra açýldý ancak daha ticari
kuruluþlar karþýsýnda fazla dayanamayarak 1970'lerin ortasýnda kapandý.
1955'de bir Fransýz kayýt firmasý Perico el del Lunar isimli gitariste
Zambra'da saf flamenko þarkýlarýnýn bir antolojisini kaydederken yardým
etmesini istediler. Sonuçta ortaya çýkarýlan ve neredeyse unutulmaya
yüz tutmuþ þarkýlarýn, en deneyimli þarkýcýlar tarafýndan söylendiði bu
koleksiyon Fransa'da en iyi kaset ödülünü aldý ve dünya çapýnda da iyi
miktarlarda satýldý.
Turneler düzenleyen dans firmalarý, özellikle Jose Greco'nunki zamanla
ticari kaygý taþýmayan yüksek kalitede flamenko sanatçýlarýný dünyadaki
izleyicilere ulaþtýrmaya baþladý. Böylelikle 1950 ve 60'larda bir çeþit
flamenko rönesansý doðmuþ oldu. Flamnekolar dünya çapýnda meþhur olmuþ,
Amerikan marketlerinde geleneksel þarkýlarýn kasetleri satýlýr hale
gelmiþ ve hiçbir kahvehane orada çalan bir flamenko gitaristi
olmaksýzýn bütün sayýlmaz olmuþtu.
Ayný zamanlarda Ýspanya'da kayýtlar eski þarkýlarýn çoðunu gelecek
nesiller için saklarken, entellektüel "aficionados"lar ise flamenko'un
tarihini araþtýran ve türlerini analiz eden kitaplar yazýyorlardý.
Flamenko gösterileri yapan klüpler (tablaos) Ýspanya'nýn her yanýnda
açýldýðýnda, turistler gerçek flamenko'yu izleyebilmek için buralara
akýn ettiler. 1960'larýn baþýnda, Don Pohren yabancýlarýn flamenko'yu
deneyim edip, öðrenebilecekleri ya da kendi ilginç stiliyle ünlenmiþ
gitar dehasý Diego del Gastor'un müziðini dinleyebilecekleri çiftlik
tarzý bir yer açtý.
Bu yirmi senelik rönesans evresince, üzerinde durulan nokta kaybolmaya
yüz tutmuþ eski flamenko'yu tekrar keþfetmek ve korumaktý. "Flamencos
penas" denilen klüpler Ýspanya'nýn her yerine yayýlmaya baþlamýþlardý.
Buralarda "afficionados" lar canlý ya da kasetten çalýnan þarkýlarý
dinliyor ve bunlara iliþkin deðerleri tartýþýyorlardý. 1958'de Jeres de
la Frontera'da kurulan "Catedra de Flamencologia" flamenko'yu korumak,
özüne döndürebilmek ve bu konuda çalýþmalar yapacak bir merkez
oluþturdular. Bu merkez ve flamenko müzesini açmanýn yanýsýra, Catedra
flamenko gitar ve dans kurslarýna sponsor olduðu için, her sene
flamenko konser ve resitalleri sunuyor; büyük sanatçýlarla flamenko
medyasýna ulusal ödüller takdim ediyorlardý.
1960'larda Ýspanyol sahnelerinde çok sayýda deðerli gitarist belirdi.
Otuz senedir Ýspanya'dan uzakta olan Sabicas, önceleri Amerikan
gitaristler ve kasetleri aracýlýðýyla; sonra ise 1960'larýn sonundaki
anavatanýna heybetli dönüþüyle Ýspanyollara tanýtýldý. Müzikal baðlamda
zor bir flamenko gitaristi olan Victor Monje "Serranito", ürkütücü his
veren yeni bir teknik ve çok karmaþýk bir müzik yarattý. Oniki yaþýndan
beri meþhur olan Paco de Lucia'nýn ilk albümü 1960'larýn sonunda
çýktýðýnda, flamenko gitarýnýn devrimi gerçek anlamda baþladý. Paco'nun
fikirlerini nereden esinlendiði bilinmemekle beraber, kasedinin
flamenko dünyasýna sanat tarihinde eþi benzeri olmayan bir teknik ve
zýt mekan veya zamanlarda dahi yeni fikirleri içine alabilecek bir
müziði sundu. Paco tango ve rumba ritimlerini kýsa sürelerle çýkarttýðý
alümlerinde tekrarda yorumladý. Hit olan bir rumba (Entre dos Aguas)
albümüyle Ýspanya'daki ulusal ilgiyi flamenko'ya çekti. Paco de
Lucia'nýn da beraber çalýþtýðý "cante"lerin genç dehasý Camaron de la
Isla en az onun kadar önemliydi. Camaron, 1970'lerin en etkili
þarkýcýsýydý. Ustalýkla ve inanýlmaz bir müzik kulaðýyla sanki
karþýsýnda kimse yokmuþcasýna þarký söyleyen Camaron'un kendine has
karizmasý ve haykýran bir ýzdýrap, acý ve güçlü Arap nameleriyle dolu
bir tarzý vardý. Paco ve Camaron bir düzinenin üzerinde albüm
çýkarttýlar ve yeryüzünde "yýldýz" olarak tabir edilen kiþilerden daha
fazlasý oldular. Onlar gelecek nesillerin taptýðý ve örnek aldýðý
kiþilerdi.

1970'ler süresince, festival olgusu ortaya çýktý ve çok tutuldu.
Festivaller normalde gece onbir de baþlar ve þafaða kadar sürerdi.
Sadece yaz aylarýnda yapýlan bu festivaller o kadar popüler oldular ki
1981 yýlýnda Andalucia'da hemen hemen her gece her birine ikibin ya da
üçbin kiþinin katýldýðý bir tanesini bulmak mümkündü. Flamenko her
zamankinden daha geniþ izleyici kitlelerine hitap ederken, flamenko
sanatçýlarý da artýk namuslu bir hayat sürebilirdi. Bu flamenko için
yepyeni bir çevreydi: samimiyet ve doðaçlama gitmiþ, yerine ustalýk ve
ticaret gelmiþti. Sanatçý içini saran isteði dindirmek için deðil,
sýrasý geldiði için dans etmeye baþlamýþtý.
1980'lerde daha ziyade þov ve para amaçlý; rock, jazz, tiyatro, film ve
karmaþýk enstürmanlarý kullanarak kendine yeni ifade yollarý arayan bir
flamenkoyla karþýlaþýyoruz. Bu dönemde sanatýn her alanýnda þaþýrtýcý
teknik geliþmeler yaþandý. Ve teknik beraberinde ticari patlamayý
getirdi.
Cafe cantante döneminde, þarký flamenkodaki en önemli öðeydi ve çok
fazla geliþme gösterdi. Flamenko'nun tarihçesi boyunca, küçük
istisnalar dýþýnda, gitar ikinci role sahipti ve arka planda kalmýþtý.
Modern devirde ise, gitar Ýspanya ve diðer ülkelerde çok fazla ilgi
çekmektedir. Solo gitar albumleri ve konser performanslarý 1950-60
yýllarýnda çok popülerdi. Son yirmi sene içersinde gitar teknikleri ve
müzikal anlamda bilgiyi geliþtirme dikkat çekecek þekilde ilerledi.
Günümüzde gitar ve flamenko açýkça konrol dýþýndadýr. Ancak flamenko
þaþaýrtýcý þekilde esnek bir bünyeye sahiptir. Güncel eðlenceleri, ta
ki bunlar uç noktalar eriþinceye kadar takip ettikten sonra geriye
kaçar ve tamamiyle farklý bir yöne doðruyol alýr. Bükülür ancak
kýrýlmaz...hep hayatta kalýr.
Çeviren:
Selin Erzin
Kaynak:
01 - ftp://ftp.std.com/ftp/nonprofits/dance/flamenco/flamenco-history-1of2.txt
02 - http://www.unidance.com
kaynak: bitmeyentürkü.net