Flamenko Dansı Ve Tarihsel Gelişimi
Flamenko kendine has bir Güney İspanya sanatıdır. Üç şekilde hayat bulur : şarkı "Cante"; dans "Baile"; ve gitar "Guitarra".
Flamenko, Güney İspanya'nın kendi folklorik müziği ile çingenelerin
aynı kültürden yaratmış oldukları müziğin kaynaşmasıyla ortaya
çıkmıştır. Populer halk müziği, çingene müziğinin gelişimini
etkilemiştir ancak o günlerde bu müzikle bağdaşmamıştır. Günümüzde ise
bu iki müziğin birleşmesiyle Flamenko ortaya çıkmıştır.
Eski Zamanlarda Flamenko
Milattan önce 1100'de, Fenikeliler "Cadir" diye adlandırdıkları Kadiz
şehrini kurdular. İspanya'nın Atlantik kıyılarındaki bir yarımada
üzerinde kurulan Kadiz, Avrupa'nın sürekli yerleşim alanı olan en eski
şehri ve İspanyol müzik ve dansının gelişimi açısından önemli bir
merkezdi. Çünkü günümüz İspanyasın'da halen canlandırılan danslara
benzer danslar ilk kez Fenikeliler tarafından burada sergilenmişti.

Milattan önce 550'de, Yunanlılar Güney İspanya'yı kontrolleri altına
aldılar. Bu sebebledir ki; Yunan sanat eserlerinin üzerinde bugün
İspanyol dansçılarının yaptığığı gibi kastana tarzı enstürmanlar
kullanan veya dansa eşlik etmek için el çırpan yada bu tip benzer el ve
vücut pozisyonları olan dansçılar sergilenir. Bugün İspanya'daki birçok
folklorik dansın izi Yunanlılara kadar sürülebilir.
İspanya milattan önce 201'den milattan sonra 206'ya kadar Roma
İmparatorluğunun bir parçasıydı. İspanya'nın güney kısımlarının Batika
olarak tanınmasına rağmen; Kadiz o zamanlar "Gades" olarak anılıyordu
ve halkına günümüzde de olduğu üzere "Gaditanos" deniliyordu.
Milattan sonra 537'de Vizigotlar İspanya'nın çoğu bölgesinde
otoritelerini yitirdiler ve bir Gotik kralının yönetimi altındayken
Hıristiyanlık İspanya'nın dini haline geldi. Vizigotların bölgeye olan
kültürel katkılarıysa çok azdı.
711 senesinde, Mağribiler (Faslılar) olarak bilinen Araplar,
Suriyeliler ve Berberiler Cebelitarık boğazından İspanya'yı işgal
ettiler ve yedi sene boyunca kuzey hariç her yere hükmettiler. Yaklaşık
yediyüz yıllık bir hakimiyet süresince başta güney kesimler olmak üzere
Arap kültürü İspanya'yı çok büyük boyutlarda etkiledi ve burayı Batı
dünyasının kültürel merkezi haline getirdi. Müslümanlar bu ülkeye şiir,
şarkı ve müzikal enstürmanları getirdiler. Bunların içinde flütlerin,
davulların yanısıra git gide tel sayısını yitirerek onüçüncü yüzyılda
"guitarra latina" denilen iki telli enstürmanın daha sonradan tek telli
bir saza dönüşmesine esin kaynağı yaratan üç telli uda benzer "guitarra
morisca" da vardı.
Araplar İspanyol müziğine duygusallık ve duyarlılık kazandırdılar.
Fevri insanlar olan Araplar başlarında fanuslar kırar, elbiselerini
parçalar yada yerde yuvarlanırlardı. İspanyol müziği ve Flamenkoda önem
kazanan çoğu şarkının zambra, zorongo, zarabanda ve fandango gibi
Arapça isimleri vardır. Aslında "zamras" terimi o zamanki müzisyenlere
yada bunların çaldıkları toplantılara verilen isimdir; günümüzde halen
Kanada'daki çingeneler festivallerine "zambras" demektedirler. Bu
döneme ait yazılı Arap müziğine örnekler bulunmamakla beraber bu
müziğin bugün halen Kuzey Afrika yada Ortadoğu'da var olan müziği
çağrıştırdığı bilinmektedir ve modern flamenko bu müzikle belirli
öğeleri paylaşır.
Kuzey İspanya'da işgal altına alınmayan Hıristiyanlar kendi müzik
türlerini geliştirdiler. Onikinci ve onüçüncü yüzyıllarda gezgin
müzisyenler "cantigas" denilen halk türkülerini söylerdiler.

Hıristiyan askerleri Mağribilerle savaşmaktan asla vazgeçmediler ve
zamanla onları güneye itmeye başladılar. Onbeşinci yüzyıla gelindiğinde
Faslılar Granada dışında her yerde işgal edilmişlerdi. Ve sonunda
1492'de Granada düşünce İspanya tekrar tamamiyle Hıristiyan
hakimiyetine girdi.
Granada'nın düşmesi onbeşinci yüzyılın tek önemli olayı değildi;
günümüze ulaşan en eski kayıtlara göre 1447 senesinde çingeneler
İspanya'da belirdiler. Aynı sene içinde kuzeyden nüfus ederek
Barselona'ya, oradan da sonraki yüzyıllar içersinde İspanya'ya
yayıldılar. İlk kez sekizinci yada dokuzuncu yüzyılda Hindistan'dan göç
etmeye başlayan bu esmer tenli insanlar usta metal işçileriydi ve kendi
müzik ve dans kültürlerine sahiptiler. Sonraki çingene nesli ya da
"gitanos"lar Hindistan'dan ayrılan bu atalarından çok farklı olsalar
da, lisanlarının bir kısmını ve özellikle el, kol hareketleriyle; kuzey
Hindistan'ın kathak dansında sık rastlanan ayak figürlerini bu zamana
değin korumuşlardır. Modern flamenko dansında hikaye anlatılmadığı için
farkedilir şekilde Hint danslarından ayrılır.
Çingenelerin İspanya'ya flamenkoya benzer hiçbir şey getirmedikleri
ortadadır çünkü flamenko sadece İspanya'ya hastır ve ilk Andalucia'da
(İspanya'nın güney kesimi) belirmiştir. Ayrıca dünyanın diğer
yerlerinde yaşayan çingenelerin kültürlerinde flamenkoya benzer öğeler
yoktur (İspanyol flamenkosunu temel alarak kendi özgün müziklerini
geliştiren Güney Fransa çingeneleri hariç). Andalucia'ya gelen
çingeneler burada kendilerine uygun topraklar buldular ve ta ki eşsiz
sanat dalları olan "cante" ve "baile gitano" (dans) şekillene dek, bu
bölgenin müziğini benimseyip, koruyup, nesillere aktardılar.
Andalucia'da çingeneler ayrıca Museviler ve "Moriscos" denilen,
İspanya'nın Hıristiyanların eline geçmesinden sonra kalmayı yeğleyen
Mağribilerle karşılaştılar. Çingenelerin gelmesiyle bu topluluklar
arasındaki bağ ya da diğer terimiyle yakınlık daha da arttı.
1449 ve 1783 yılları arasında çingenelerin kendi kültürel yaşam
tarzlarını engellemeyi amaçlayan en az onbir tane başlıca yasa
toplulukları çıkarıldı. Ölüm de dahil olmak üzere, birçok ceza
tehditine maruz kalan çingeneler yerleşik hayata geçmeye ve özgür yaşam
tarzlarıyla; dillerini, elbiselerini, zanaatlerini bırakmaya
zorlandılar. Bu esnada "Moriscos"lar da İspanya'dan sürülme sürecine
girmişlerdi; böylelikle bu iki eziyet çeken topluluk birbirlerinde
birçok ortak nokta buldular. Aynı devirde, her ne kadar modern
flamenkoyla kesin bir bağlantısı olmasa da, Musevi müziği flamenkoyu
etkilemiş olabilir çünkü bazı İbranice şarkılarla, flamenko şarkıları
arasında bariz benzerlikler vardır.

Çingeneler Hıristiyan'ların İspanya'sında yok olabilecek müzik
öğelerini korudular. Flamenko'nun bir parçası olan oryantal müziğin
bazı özellikleri "microtones"in kullanımını içerir. Yani; yarım tondan
az olan sesler, bir notadan diğerine çarpmalar, müzikte trans etkisi
yaratan tek bir sesi tekrar etme eğilimi, notalar arasında büyük
geçişler yapmaktan ziyade daha az farklı notalar arasında melodik akışı
sağlamak, müziğe ifade kazandırmak için mikrotonal ve semitonal
motifler katmak, (Friklilerin tarzıyla bağlantılı olarak) perdenin
derece derece inmesi, ahenk eksikliği (müzik ahenkli değil melodik
olmalıdır), karmaşık ve zıt ritimler, hem vokalde hem de çalgıda sert
ya da genizden gelen sesleri tercih etme eğilimi ve müziğin duygusal
niteliğini ön plana çıkartma. Bunlara ilaveten, şarkıcıların nidalarını
da ekleyebiliriz; bir ara Arapların "Allah" seslenişleri, flamenko'nun
"ole"si olarak dönüştürüldü (boğa güreşlerinde "oh-Lay" ama flamenkoda
"oH-lay" olarak telafuz edilir). Flamenko dansındaysa, eller, kollar ve
gövdenin yılankavi ve şehvetli hareketlerini bulmak mümkündür; ayak
hareketlerinin önemi ise azaltılmıştır. Müslümanların kültürlerine göre
kadının bacaklarını göstermesi vacip değildi, bu sebeble ayak adımları
kadınlarının danslarının bir parçası olmamıştır. Bu durum onikinci
yüzyıla değin sürmüştür.
İspanyol halk müziği gelişimine büyük oranda Arap etkisi altında devam
etti. Onaltıncı yüzyıldaki danslar "chacona", "zarabanda" ve
"fandango"yu kapsıyordu. Fandango isim ve tarz değişikiğne uğrayarak
sonunda İspanya'nın farklı bölgelerinde farklı şekiller aldı. Bu müzik
daha sonra Andalucialıların bayramlarını dışarda kutlarken eğlendiği,
çiftlerin veya grupların dans ettiği ve telli sazlara davullarla,
kastanalarla, tamburinlerle eşlik eden orkestraların çaldığı festival
müziği olacaktı.
Eziyete maruz kalan çingeneler, zamanla aileye mahsus ve daha ziyade
ilahi nitelik taşıyan kapalı tarzda bir müzik yarattılar. Şarkılarını
lirikleri acı, açlık, mahpusluk ve ölüm hakkındaydı. Şarkının ve dansın
ritmine eşlik ederken el çırpma, parmak şıklatma ki çingeneler bunun
için kastanaları tecih ediyorlardı ve ellerinin boğumlarını masaya
vurma yöntemlerini kullanıyorlardı. Çingenelerin müziği oldukça
duygusaldı. Buna zıt olarak, Andalucialıların halk müziğinin özünde
toplu kutlamalar ve bayram havası vardı.
Onsekizinci yüzyıla girerken diğer iki etken Andalucia müziğini
etkiledi: 1700'leren beri İspanyolların Afrikayı yoğun şekilde
keşfetmeye başlamaları ve Sevilla şehrinin İspanyol yarımadasının en
büyük köle marketi haline gelmesi. Bugün halen Andalucia'da yaşayan ve
kökenleri o günlere uzanan zenci aileler vardır ve zenci müziğinin
Andalucia müziği üzerinde mutlaka ki bir etkisi olmuştur. Ama daha
kesin bilinen etkileri Amerika'nın keşfinde oynadıkları roldür.
Birçok gemi İspanya'nın güney sahillerindeki Huelva, Sanclucar, Cadiz
ve Malaga gibi şehirlerden yelken açtılar. Denizciler kendi doğdukları
şehirlerin müziklerini taşıyarak İspanya'nın dört bir yanından bu
limanlara geldiler.
Esnek ve dış etkilere açık olan Andalucia müziği, bu yeni müzikleri
işleyip yeni türlere dönüştürdü. Madalyonun diğer yüzü ondokuzuncu ve
yirminci yüzyıllarda İspanyolların beraberlerinde bu limanlara
getirdikleri Latin-Amerikan müziği Andalucia kültürünün bir parçası
olunca daha da belirgin hale geldi. İşte bu olgu Afrikalıların
etkilerinin diğer bir kaynağıdır çünkü bazı Latin müzik türlerinin
oluşumunda zenci kültürü büyük rol oynamıştır.
1700'lerde, gitar altı telli oldu ve iki değişik şekilde çalınmaya
başlandı. Bugün klasik müzik olarak tabir edilen müziğin çalınmasına
yetecek kadar geliştirilmişti.
1800 senesinde kaynakların da belittiğine göre, çingenelerin
uyguladıkları yirmidört dans vardı. Bunların çoğu bugün yok olmuştur ve
fandangos ve seguidillas (sevillanas) gibi çingene tarzı taşımayan
flamenkolar dışında hiçbiri bugünkü bilinen çingene dansında belirli
bir şekilde yer almamaktadır.
İspanyollar, özellikle Andalucialılar, zıtlıkları kullanarak
isimlendirme yapmaktan hoşlanırlardı. Mesela Flamanlar uzun,sarışın;
çingeneler ise kısa ve esmerdiler. Ama çingeneler "Flamanlar"
çağrılırlardı. Tıpkı tüm yabancı kökenlilerin "flamencos" ve çingeneler
diye adlandırıldıkları gibi.
1800'lerdeki gezginlerin söylediklerine göre çingene dansçılar
ayaklarını dans ederken kullanmaz, sadece kalça, vücudun üst kısmı ve
kollarını hareket ettirirlermiş.
Bu dönemde gezginlerin dinledikleri müzikte çingenelerden çok Andalucia
öğeleri hakimdi. Çingeneler bazı durumlarda halk için gösteriler yapmış
olabilirler; ancak raporlar onların seneler sonra gelişmiş bir dans
olan "cante gitano"yu (tonas ve solares gibi çeşitler)
sahnelerdiklerine işaret etmemektedirler. Tonas ve solares arasındaki
farklılıkları unutmamak önemlidir, çünkü bu danslar bugün halen var
olan flamenko'nun alt türleridir.
Çingene "cante"si (şarkısı); özel, duygusal ve fazlasıyla kişiseldi.
Önceleri Friglerin tarzını ve karmaşık ritimlerini içerirdi ve
söylenmesi gerçekten çok zordu. Eşlik etmek için genellikle eller ve
parmaklar kullanılırdı.
Diğer yandan Andalucia halk müziği; tamamen halka hitab eden, 2/4, 3/4
ya da 6/8 ölçülü minor ve majorlerle söylenen ve genelde enstürmanlarla
eşlik edilen bir müzikti.
1842 yılında flamenko'nun altın çağını başlatan ve bu dansın doğasını
değiştiren olaylar vüku buldu. Flamenko'nun çalındığı bazı Andalucia
tavernalarında şarkıya ve dansa daha çok önem verilmeye başlandı.
Dansçılar profesyonel değillerdi ancak sanatlarının aşkını ortaya
koyuyorlardı.
Bilinen ilk "cafe cante", yani flamenko gece klübü 1842'de Sevilla'da açıldı.
Birçok klüp daha açıldı ancak sonra hepsi kapatıldı ve ta ki meşhur
flamenko sanatçısı Silverio Franconetti Güney Amerika'dan dönüp
Sevilla'deki ilk "cafe cante"yi açarak resmen altın çağı başlatana dek,
bir yirmi sene daha beklemek zorunda kaldılar.
1910'a kadar devam eden altın çağ, bugün bilinen ve hatta bazılarının
tahmin edildiğinden de fazla çeşitte olduğu birçok flamenko türünü
(cantes) terk etti. Flamenko'nun popüler olmasına karşın, alboreas
(evlilik şarkıları) ve romans gibi bazı çingene şarkıları 1950lere
değin kendi özel çevrelerinde var olmayı sürdürdüler.
Flamenko klüplerinde gitar bu şovun önemli bir öğesi haline geldi ve
gitaristler birbirleriyle hem yarışıp, hem de birbirlerinden öğrenerek
kısa zamanda hızlı gelişme gösterdiler. Rekabet ettikleri sadece
kendileri değildi, aynı zamanda dansçılar ve şarkıcılarla da
çekişiyorlardı. Dikkat çekmek için "cante"lerin konularından
esinlenerek müziklerine ek melodiler katıyorlardı.
"Cafe Cantante" olarak bilinen bu dönem bugünkü flamenkonun
başlangıcıydı. Müziğin içindeki büyüme ve değişimler ise fazlasıyla
çarpıcıydı.
Bu makalenin ilk kısmında "cafe cantante" döneminin (kabaca 1850-1910
arasındaki dönem) bizim bildiğimiz flamenko'nun temelini nasıl
oluşturduğunu gördük. O zamanlarda duygusal ve özel olan "cante gitano"
halk içinde ilk kez sergilendi. İşte ondan sonra yeni şarkı tür ve
tarzlar oluşturmak için, popüler ve coşkulu olan Andalucia halk
türküleriyle birleşti. Ayrıca, dans ve şarkının yanısıra gitar da
flamenkonun önemli bir bileşeni haline geldi. Flamenko müziği ile
eğlence sunan "cafe cantante"ler yani gece klüpleri; Barselona, Madrid,
Andalucia gibi şehirlerle İspanya'nın diğer bölgelerinde popüler
oldular.
Flamenko'nun etkileyici bir biçimde gelişmesine rağmen, altın çağ
olarak nitelendirilen dönemde herşey toz pembe değildi. Evet, "Cante
gitano" saklandığı yerden gün ışığına çıkmıştı ve kıymetli dansçıların
çoğu çingeneydi, ancak daha geniş kitlelere seslenmek için birçok gece
klübü flamenkoyla popüler müziği kaynaştırdılar. Bunu yapmayan sadece
"Cafe Silverio"ydu.

Yüzyılın sonlarına doğru flamenko'nun bu şekilde saflığının bozulması
arttı. "Fandangs" denilen çingene olmayan flamenko şarkıları daha çok
popülerite kazandılar; bunların içinde özellikle Malaga kökenli bir tür
olan "malagueilas" vardı. Malagueilas tarzında uzmanlaşmış bir şarkıcı
olan Juan Breva, şarkıyı (cante) dans müziğinden eleyerek daha yoğun ve
dinleme amaçlı bir şarkıya dönüştürdü. Breva'nın tarzı "flameneco"nun
toplumda ilk kez merak edilmesini sağladı ve 1800lerin sonuna doğru en
az yirmi çeşit malagueilas ortaya çıktı. Breva'dan sonra Antonio
malagueilayı daha da zirvelere taşıyarak flamenko'nun tarihinde tamamen
yeni bir devir açtı.
Çingene şarkıcılar sahnelerden yavaş yavaş yok olmaya başladılar ve
yerlerini Andalucia şarkıları söyleyen, daha yumuşak sesleri olan,
güzel lirikler okuyan, erdemli olmayı şarkılarıyla anlatarak halka daha
çok hitab eden şarkıcılar aldı.
Daha evvelden gitaristlerin dikkat çekmek için nasıl uç noktalara
kaydıklarından bahsetmiştik. Dansta da durum farksızdı. Villa Rosa
şehrinde, garcelona Goncha'daki "la Chicharra"isimli bir klüpte çingene
bir kadın "El Crispin" diye adlandırılan bir dans sunuyordu. Öyle ki
her adımın sonunda dansçı üzerindeki bir kıyafet parçasını ta ki iç
çamaşırlarıyla kalana kadar çıkartıyordu. "La Cachucha", "La Malaguena"
ve "El Jaleo" gibi flamenko ile alakalı olmayan birçok popüler dans
flamenko sanatçılarıyla aynı hesabı paylaşıyorlardı. Yüzyılın dönüm
noktasına gelindiğinde Fransız kökenli olan "Can-Can" İspanya'ya ulaştı
ve korkunç bir hızda yayıldı. "La Pulga" denilen dans daha cüretkar
şarkı sözleriyle söylenip, teşvikar bir tarz ile sunuluyordu, öyle ki
dansçılar slip kadar az giyecek giyiyorlardı.
1800'lerin sonlarından itibaren, entellektüeller flamenko cafelerini
eleştirmeye başladılar. Muhafazakarlara göre, flamenko bir yozlaşma
sürecine girmişti ancak "cante gitano" toplumun ilgisini üzerine
toplamış, gitarın ve çok sayıda profesyonel sanatçının katılımı ve
genişletilmiş şarkı repertuarlarıyla zenginleşerek geri dönmüştü.
Andalucia'nın halk ezgisi olan "canta andaluz" çingenelerle olan
temaslar sonucunda kesinlikle zenginleşmişti.
"Antiflamenquismo '98" olarak bilinen sosyal olay devam etti ve
flamenko cafelerine yönlendirilen eleştirileri arttırdı. '98 nesline
ait olan İspanyol entellektüelleri için flamenko dansı turistlerin
İspanya deyince akıllarına gelen bir karikatür, müziği ise sarhoşları,
seviyesiz barları ve ahlaksızlığı çağrıştıran herşey idi. Pfo Baroja,
Eugenio Noel ve Unamuno gibi yazarlar, flamenkoya yaralayıcı bir kara
mizah, mübalağa ve alayla saldırdılar. Bu yazarların eserleri
flamenko'ya ilerki seneler içersinde zarar veren etkiler bırakacaktı.
1910 senesi genelde Flamenko'nun altın çağının ve cafe cantantalerin
sonu olarak bilinir. Çoğu flamenko cafeleri kapanmış olsa da bazıları
bir süre daha dayanmış, özellikle Malaga'daki "Cafe de Chinitas" 1941
yılına kadar kapanmamıştır. Bazıları tarafından tüm zamanların en büyük
flamenko şarkıcısı olarak bilinen ve çingene kökenli olmayan Antonio
Chacon; 1950lere kadar sürecek olan "opera" ya da "tiyatro
flamenko"suna geçiş döneminde büyük rol oynamıştır. Flamenko'nun her
türünü bilen Chacon'un sesi "cante gitano"ya uygun olmadığı için "cante
andaluz"da uzmanlaşmış, bunu geliştirmiş ve granainas, tarantas,
malaguenas ve caracoles lardan yeni tarzlar yaratmıştır. Chacon çok
popüler şarkıcıydı ve etiketi çok sık taklit edilip, abartılıyordu.
Chacon Buenos Aires'de ilk kez flamenko'yu tiyatro sahnesine taşıyarak,
flamenko'yu bir tiyatro sanatı haline getirdi ve yeni bir devir
başlattı.
Chacon yaptığı yeniliklerle kişisel olarak flamenko'yu yozlaştırmasa
da, bu geleneğe kendisi kadar değer vermeyen bir çok taklitçiye şans
tanımış oldu. Bunlardan en bilineni yeteneğini flamenko'yu popüler
müzikle birleştirmek ve performansına reklam amaçlı oyunculuk katmak
amacıyla kullanan Pepe Marchena'ydı. Marchena, flamenko'nun daha
yumuşatıldığı ve ses titretmelerle daha güzel kılmak için incelikle
işlendiği "Marchenismo" ya da "Opera Flamenca" denilen bir devrim
yarattı. Marchena, orkestra eşliğinde ve geleneği bozarak ayakta şarkı
söyleyen ilk kişiydi.

Antonio Chacon neye sebebiyet verdiğini görüp bundan üzüntü duyacak
kadar yaşadı. "Fangangos" ların iki çeşidi olan "cartagenera" ve
"malaguejia"yı çingenelerin "siguiriya"sıyla değiştiren kendisiydi,
ancak şimdi bunların opera türündeki "fandangos"larla ve Latin-Amerikan
kökenli "milongas" veya "columbianas"larla değiştirildiğine şahit
oluyordu. Chaucon fazla mücadele edemedi ve 1929 senesinde fukaralıkla
öldü.
Kafelerin kapanmasıyla ya da alternatif eğlencelere yer vermesiyle,
flamenko sanatçıları tiyatrolarda, turneler düzenleyen şirketlerde ya
da İspanya dışında çalışmaya başladılar. (Paris flamenko'nun önemli bir
merkezi haline geldi.) 1920lerde bu trend en hareketli devresindeydi.
Flamenko, opera arialarıyla karıştırıldığı; orkestra ve pianonun
yanısıra gitarla da eşlik edildiği " zaruelas" denilen müzikal
komedilerde kendisini gösterdi. Seyahat eden İspanyol bale firmaları,
İspanyol klasik dans ve müziğiyle işlenmiş flamenkoyu İspanya'daki
tiyatrolara ve tüm dünyaya taşıdılar.
Bu şirketlerin en eskilerinden biri, Pastora Imperio 1915'te Buenos
Aires'te bir tiyatroda dans etmesine rağmen La Argentina'ydı. Daha
sonraları Carmen Amaya, Vicente Escudero, La Argentinita ve son olarak
Jose Greco ortaya çıkacaktı. Bu tip şirketlerin İspanyol dansı üzerinde
derin etkileri omuştur.
Flamenko'nun uluslararası nitelik kazanmasında ve bir çok sanatçının
ülkeyi terketmesinde en güçlü etken iç savaş idi. Carmen Amaya ve
ailesi Güney Amerika'ya giderek orada büyük başarı kazandılar. Ünlü
gitarist Sabica Amaya'ya katıldı ve 1960 yılına dek Meksika ve
Amerika'yı mesken edinerek İspanya'ya dönmedi. Carlos Montoya bir dans
şirketiyle Amerika'ya gitti ve New York'ta kaldı. Vincente Escudero ilk
önce Paris'te sonra da Amerika'daydı. Ramon Montoya Paris, Londra,
İsviçre ve Buenos Aires gibi yerlerde gitar resitalleri verdi.

Savaştan sonraki senede La Argentina, Pilar Lopez, Romario ve Antonio
gibi birçok dans grupları belirdi. Daha sonraları yabancı dansçılar
kendi dans topluluklarını oluşturdular ve uluslar arası şöhret
kazandılar. İspanyol dansının bu uluslar arası ünü endirekt olarak
tiyatro gösterisi devrinin sonunu hazırladı.
1940'ların sonunda flamenko'nun onlarca sene evvel başlayan tiyatro ve
opera periodu önemini yitirmeye başladı ve 1950lerde yavaş yavaş son
buldu. Bu düşüşün bir çok nedeni vardı. Yabancı izleyiciler İspanyol
bale topluluklarının sergilediği flamenko dansının üzerlerinde
bıraktıkları duygusal etkiye olumlu karşılık verdiler. Turistler
heyecan verici çingene dansını izleme umuduyla İspanya'ya akın etmeye
başladılar. 1954'de Madrid'de La Zambra açıldı ancak daha ticari
kuruluşlar karşısında fazla dayanamayarak 1970'lerin ortasında kapandı.
1955'de bir Fransız kayıt firması Perico el del Lunar isimli gitariste
Zambra'da saf flamenko şarkılarının bir antolojisini kaydederken yardım
etmesini istediler. Sonuçta ortaya çıkarılan ve neredeyse unutulmaya
yüz tutmuş şarkıların, en deneyimli şarkıcılar tarafından söylendiği bu
koleksiyon Fransa'da en iyi kaset ödülünü aldı ve dünya çapında da iyi
miktarlarda satıldı.
Turneler düzenleyen dans firmaları, özellikle Jose Greco'nunki zamanla
ticari kaygı taşımayan yüksek kalitede flamenko sanatçılarını dünyadaki
izleyicilere ulaştırmaya başladı. Böylelikle 1950 ve 60'larda bir çeşit
flamenko rönesansı doğmuş oldu. Flamnekolar dünya çapında meşhur olmuş,
Amerikan marketlerinde geleneksel şarkıların kasetleri satılır hale
gelmiş ve hiçbir kahvehane orada çalan bir flamenko gitaristi
olmaksızın bütün sayılmaz olmuştu.
Aynı zamanlarda İspanya'da kayıtlar eski şarkıların çoğunu gelecek
nesiller için saklarken, entellektüel "aficionados"lar ise flamenko'un
tarihini araştıran ve türlerini analiz eden kitaplar yazıyorlardı.
Flamenko gösterileri yapan klüpler (tablaos) İspanya'nın her yanında
açıldığında, turistler gerçek flamenko'yu izleyebilmek için buralara
akın ettiler. 1960'ların başında, Don Pohren yabancıların flamenko'yu
deneyim edip, öğrenebilecekleri ya da kendi ilginç stiliyle ünlenmiş
gitar dehası Diego del Gastor'un müziğini dinleyebilecekleri çiftlik
tarzı bir yer açtı.
Bu yirmi senelik rönesans evresince, üzerinde durulan nokta kaybolmaya
yüz tutmuş eski flamenko'yu tekrar keşfetmek ve korumaktı. "Flamencos
penas" denilen klüpler İspanya'nın her yerine yayılmaya başlamışlardı.
Buralarda "afficionados" lar canlı ya da kasetten çalınan şarkıları
dinliyor ve bunlara ilişkin değerleri tartışıyorlardı. 1958'de Jeres de
la Frontera'da kurulan "Catedra de Flamencologia" flamenko'yu korumak,
özüne döndürebilmek ve bu konuda çalışmalar yapacak bir merkez
oluşturdular. Bu merkez ve flamenko müzesini açmanın yanısıra, Catedra
flamenko gitar ve dans kurslarına sponsor olduğu için, her sene
flamenko konser ve resitalleri sunuyor; büyük sanatçılarla flamenko
medyasına ulusal ödüller takdim ediyorlardı.
1960'larda İspanyol sahnelerinde çok sayıda değerli gitarist belirdi.
Otuz senedir İspanya'dan uzakta olan Sabicas, önceleri Amerikan
gitaristler ve kasetleri aracılığıyla; sonra ise 1960'ların sonundaki
anavatanına heybetli dönüşüyle İspanyollara tanıtıldı. Müzikal bağlamda
zor bir flamenko gitaristi olan Victor Monje "Serranito", ürkütücü his
veren yeni bir teknik ve çok karmaşık bir müzik yarattı. Oniki yaşından
beri meşhur olan Paco de Lucia'nın ilk albümü 1960'ların sonunda
çıktığında, flamenko gitarının devrimi gerçek anlamda başladı. Paco'nun
fikirlerini nereden esinlendiği bilinmemekle beraber, kasedinin
flamenko dünyasına sanat tarihinde eşi benzeri olmayan bir teknik ve
zıt mekan veya zamanlarda dahi yeni fikirleri içine alabilecek bir
müziği sundu. Paco tango ve rumba ritimlerini kısa sürelerle çıkarttığı
alümlerinde tekrarda yorumladı. Hit olan bir rumba (Entre dos Aguas)
albümüyle İspanya'daki ulusal ilgiyi flamenko'ya çekti. Paco de
Lucia'nın da beraber çalıştığı "cante"lerin genç dehası Camaron de la
Isla en az onun kadar önemliydi. Camaron, 1970'lerin en etkili
şarkıcısıydı. Ustalıkla ve inanılmaz bir müzik kulağıyla sanki
karşısında kimse yokmuşcasına şarkı söyleyen Camaron'un kendine has
karizması ve haykıran bir ızdırap, acı ve güçlü Arap nameleriyle dolu
bir tarzı vardı. Paco ve Camaron bir düzinenin üzerinde albüm
çıkarttılar ve yeryüzünde "yıldız" olarak tabir edilen kişilerden daha
fazlası oldular. Onlar gelecek nesillerin taptığı ve örnek aldığı
kişilerdi.

1970'ler süresince, festival olgusu ortaya çıktı ve çok tutuldu.
Festivaller normalde gece onbir de başlar ve şafağa kadar sürerdi.
Sadece yaz aylarında yapılan bu festivaller o kadar popüler oldular ki
1981 yılında Andalucia'da hemen hemen her gece her birine ikibin ya da
üçbin kişinin katıldığı bir tanesini bulmak mümkündü. Flamenko her
zamankinden daha geniş izleyici kitlelerine hitap ederken, flamenko
sanatçıları da artık namuslu bir hayat sürebilirdi. Bu flamenko için
yepyeni bir çevreydi: samimiyet ve doğaçlama gitmiş, yerine ustalık ve
ticaret gelmişti. Sanatçı içini saran isteği dindirmek için değil,
sırası geldiği için dans etmeye başlamıştı.
1980'lerde daha ziyade şov ve para amaçlı; rock, jazz, tiyatro, film ve
karmaşık enstürmanları kullanarak kendine yeni ifade yolları arayan bir
flamenkoyla karşılaşıyoruz. Bu dönemde sanatın her alanında şaşırtıcı
teknik gelişmeler yaşandı. Ve teknik beraberinde ticari patlamayı
getirdi.
Cafe cantante döneminde, şarkı flamenkodaki en önemli öğeydi ve çok
fazla gelişme gösterdi. Flamenko'nun tarihçesi boyunca, küçük
istisnalar dışında, gitar ikinci role sahipti ve arka planda kalmıştı.
Modern devirde ise, gitar İspanya ve diğer ülkelerde çok fazla ilgi
çekmektedir. Solo gitar albumleri ve konser performansları 1950-60
yıllarında çok popülerdi. Son yirmi sene içersinde gitar teknikleri ve
müzikal anlamda bilgiyi geliştirme dikkat çekecek şekilde ilerledi.
Günümüzde gitar ve flamenko açıkça konrol dışındadır. Ancak flamenko
şaşaırtıcı şekilde esnek bir bünyeye sahiptir. Güncel eğlenceleri, ta
ki bunlar uç noktalar erişinceye kadar takip ettikten sonra geriye
kaçar ve tamamiyle farklı bir yöne doğruyol alır. Bükülür ancak
kırılmaz...hep hayatta kalır.
Çeviren:
Selin Erzin
Kaynak:
01 - ftp://ftp.std.com/ftp/nonprofits/dance/flamenco/flamenco-history-1of2.txt
02 - http://www.unidance.com
kaynak: bitmeyentürkü.net