logo



Kent yaþamýnda sýkýþan ruhlarýmýz, devinen zamanýn içinde kaybolmayý eskisinden daha çok istiyor sanki. Ancak yine de, kaybolmanýn önkoþulu olan yalnýz kalabilme cesaretinden mahrumuz birçoðumuz.

Yalnýz olmak, içimizdeki kabuðu kaldýrmak ve yaþamýn üzerimizde býraktýðý yaralardan sýyrýlmak için yine de çare çok! Ýþte bunlardan biri Yansýmalar’ýn müziði... 16 yýllýk yolculuklarýný, yaptýklarý albümlerle ortaya koydular. Ney, gitar ve tamburun ekseninde ‘yaþamýn doðusundan ve batýsýndan önce kendisi gelir’i naðmelediler. Bu yetmedi, derinlerde kaybolmaya yüz tutmuþ efsanelerin üzerine üfleyip onlarý gün ýþýðýna çýkardýlar. Önümüzdeki ay, ‘Mýzrabýn Nefesi-Neyler ve Tamburlar’ albümüyle bizleri selamlayacak olan Yansýmalar grubunun temel taþlarý Aziz Þenol Filiz ve Birol Yayla ile yolculuklarýný konuþtuk. Ýçlerinden gelen müziði yapmanýn hazzýný anlattýlar bize. Daha da ötesi, bir þeyin altýný çizdiler sürekli: “Her yolculuðun bir sonu var. Bu yolculuðun sonu da sonsuzluktur.” Doðruydu... Yansýmalar’ýnki, piþmenin müziði biraz da. Olgunlaþmanýn... Köklerini derinlerden alan bir büyümenin... Birol Yayla, bu yüzden söylüyor, Türk modernleþmesinin geçmiþin üzerini bir çýrpýda çizdiðini. “Aydýnlanmanýn projesi nasýl olur?” diye de soruyor. Sahi, haksýz mý gerçekten? Yaþadýðýmýz tüm bu kakafoni ve sürünceme, yüzünü Batý’ya, sýrtýný Doðu’ya çeviren arâf bir tepede yaþamamýzdan dolayý deðil mi? Þenol Filiz ve Birol Yayla’nýn müziði için belki de doðru ifade bu: ‘Onlar yaþadýklarý müzikle, farkýnda olmadan, dinleyicilerini asýllarýna taþýyorlar.’

Dinleyicisine “Beni benden alan ve geri getirip aldýðý yere býrakmayý unutan grup.” dedirten bir müziðiniz var. Yaþadýðý müziði olduðu gibi karþýya geçirmek nasýl bir ruh haliyle oluyor?

BÝROL YAYLA: Konservatuarda birlikte okurken, geleneðin içinde farklý arayýþlar içine girdiðimizi fark ettik. O arada, “Biz neden kendi sâdâmýzý oluþturamýyoruz?” diye sorduk. Saatlerce süren provalarda zamanýn, mekânýn ve var olan halin dýþýna çýktýðýmýzý anladýk. Yaptýðýmýz ilk konserlerde insanlar da bunu hissettiklerini söylediler. Sanatýn özünde ya hayatý dönüþtürüp ona yeni bir biçim verme kaygýsý var ya da var olan; ama fark edemediðimiz güzellikleri daha çarpýcý ortaya koymak var. Bu, içimizdeki arayýþýn uzantýsý.

Müzik ya dönüþtürür ya da aslolaný ortaya çýkarýr, dillendirir dediniz. Ýsminiz, o güzelliði yansýtma çabasýndan mý geliyor?

ÞENOL FÝLÝZ: O bütünlüðü hissettiðimiz haliyle isme döktük. Daha doðrusu kendisi isme döküldü. Ama sonuçta bizim açýða çýkarma durumunda olup o keþfin içine girdiðimiz ana yolculuk, kendi içimizde olan; ama bizim bile yabancý olduðumuz bölümlere pencere açabildi. Bu müziðin icracýlarý olarak o yolculukta kendimize dair bilmediðimiz katlarý yaþadýk.

Nasýl bir yolculuktur bu? Yoðun bir yalnýzlýktýr benim anladýðým...

B.Y.: Yoðunluk ve hüzün var bu yolculukta. Yalnýzlýk çok erdemli bir duygudur; ama yalnýzlýða mahkum olmak deðil yalnýzlýðý tercih edebilmek... Her zaman birileriyle olmak, paniðine kapýlmamak... Hatta bazen de yalnýzlýðý seçmek...

Sizin müziðinizde, dýþ dünyanýn içindeki acziyetle, iç dünyasýnýn enginliði arasýndaki boþlukta kalýyor insan.

B.Y.: Orada biraz da bir þeyi teslim almadan önce teslim olmak düþüncesi var. Hüzün, insanýn tekamülünün sonucunda ortaya çýkan bir duygudur. Ýnsanýn kendisini keþfetmesine kapý açar. Ancak bilinmeli ki, Yansýmalar müziðinde hiçbir zaman umutsuzluk yok. Ýnsanlara umut verme gibi bir çabamýz da yok. Sadece kabuklarýnýn arkasýndakileri görebilmelerine vesile oluyoruz.

Bu yolculuðun bir sonu var mý?

Þ.F.: Her yolculuðun mutlaka sonu var. Sonsuz bir yolculuk yok. Ama bu yolun sonu bizim için yine sonsuzluk.

B.Y.: Bu yolculuðun sonu deðil, süreci önemli bizim için.

Yaptýðýnýz müzikle ‘dem bu dem’ deyip an içindeki varoluþa dokunuyorsunuz.

B.Y.: Bir mânâda öyle. “Bundan sonraki albümde ne yapacaksýnýz?” sorularý geldiðinde sadece þu cevabý veriyoruz: “Bilmiyoruz.”

Þ.F.: Biz, yaptýðýmýz müziði kendi gönlümüzün eðlencesi içinde yapýyoruz.

Bir huzur empozisyonunun olmadýðý bu müziði dinlemek biraz da karanlýktan korkmamayý gerektiriyor olmalý.

B.Y.: Senin söylediðin, her þeyin olduðu gibi ilk yüzünü, kabuðunu açtýðýnda hissedilen þey. Ney, baþka bir aleme kapý açýyor. Yansýmalar müziði, uyum ve dengenin müziðidir. Ýlk etapta huzur akla gelse de biraz daha dinlendiði zaman senin de dediðin gibi, baþka kapýlarýn açýlmaya baþladýðýný ve çok aydýnlýk olmadýðýný anlýyorsunuz. Biz de bunu arýyoruz.

Þ.F.: Kaplumbaðanýn yuvasý sýrtýna aðýr gelmezmiþ. Biz de yaptýðýmýz müziðin farkýnda deðiliz.

Ney Doðu’yu, gitar ise Batý’yý sembolize ediyor. Yansýmalar, Doðu ve Batý’nýn kesiþtiði noktada mý?

B.Y.: Özünde ne Türk müziði ne de Doðu-Batý sentezi. Sonuçta 2000’li yýllarda Ýstanbul gibi bir metropolde yaþýyoruz. Müziðin yarýsý akýlsa diðer yarýsý duygu olmalý. Biz de geleneksellikten yola çýkarak bunu yapýyoruz.

Þ.F.: Her þeyden önce kendi gönlümüzde var olan sesi duyma adýna bunu yaptýk. Gönlümüzdeki tadý alan kitle belli bir noktaya geldi ki, bizim düþündüðümüz anlamýn ötesine geçebildi. Bu aslýnda Birol ve Þenol’un buluþmasýydý. Doðu ve Batý, çýkan sonuçta birleþti.

Albümlerinizin kapaklarý, müzikaliteniz hatta albümlerin çýkýþ tarihi bile sonbaharý anlatýyor. Ama sonbahar en çok da müziðinizde yansýyor.

B.Y.: Sonbaharda bir olgunluk var. Birtakým gerçeklerle yüzleþmek ve derinleþmek... Iþýðýn biraz kaybolduðu bir mevsimdir sonbahar.

Þ.F.: Haydi þuna hazan diyelim! Tasavvufi anlamda güzde aydýnlýk vardýr; ama gölge yoktur.

Sizi kimler dinliyor?

B.Y.: Hayatý sorgulayan, belirli bir duyarlýlýðý olan, belirli bir duygusal olgunluk aþamasý geçirmekte olan insanlar. Ki zaman zaman öyle ifadelerle anlatýyorlar ki müziðimizi; “Bu müziði oluþturan insan olarak, neden benim aklýma böyle ifade etmek gelmedi.” diye kýskanýyorum.

Þ.F.: Erkan Oður’la konuþtuðumuz bir þey vardýr: “Müziðin en güzel tarafý, kendi içindeki suskunluklardýr.” Çünkü o suskunluklar, o müziðin içinde yer almanýzý saðlar.

Bâb-ý Esrar, Allah’ýn bize bir lütfudur

Bâb-ý Esrar, birçok insanýn yaþamýnda önemli bir yer tutuyor. Ýnsan, kirlenerek büyüyen bir varlýksa, bu parça da o ruhsal arýnma için bir iþlev gördü, deðil mi?

B.Y.: Bâb-ý Esrar’ý 1994’ten beri sahnede çalýyorum. Nerede çalarsak çalalým ben hep baþka bir hale geçtim ve geçmeye devam ediyorum. Bu parçanýn çýkmasý bir baht. Bâb-ý Esrar, müziðin ötesinde bir þey.

Vuslat’tan sonra müziðiniz yine farklý bir seyir alma yolunda. Son albümünüz Pervane, hangi duraðýn ismiydi?

Þ.F.: Pervane, Yansýmalar’ýn ilk albümünün geniþlemiþ hali.

B.Y.: Kendi içimizde oluþan deðiþimin ifadesi. Bundan sonraki süreçte oluþacak olan þey Pervane’nin devamý da olmayabilir. Mesela þimdi mektupla ilgili bir þey yazmak istiyoruz. Bizim yaptýðýmýz müzik, ileride bizim yaþam serüvenimiz olarak algýlanabilir.

Mahur, klâsik Türk müziðinin baþucu albümlerinden biriydi. Daha sonra verdiðiniz bir hediye vardý ki asla unutulamayacak, o da Neyzen Tevfik’in Azab-ý Mukaddes’iydi.

Þ.F.: Neyzen Tevfik, içinde barýndýðý felsefeyle bütünleþen bir isim. Birçok kiþi ne derece ney çaldýðý konusunda fikir sahibi deðildi. Yaklaþýk 6-7 taþ plaðý vardý. Ankara’dan bir arkadaþýmýz çok özel bir bant daha ele geçirdi. Daha sonra bunlardan bir albüm oluþturma fikri çýktý. Bu, efsanenin dile gelmesi açýsýndan önemliydi. Onun ötesinde, “Ýnþallah bize kýsmet olur.” dediðimiz Necdet Yaþar ve Niyazi Sayýn’ýn albümünü tamamladýk. Bu ay içinde yayýnlanacak.

B.Y.: Bize bu birikimi saðlayan, bu insanlarýn oluþturduklarý. 600-700 yýldan bu yana oluþan birikim, hatta Tamburi Cemil Bey’den öncesinden gelen kayýtlar. Bir sürü ulus kendilerine olmayan tarih icat etmeye çalýþýrken, biz kendi elimizin altýndaki hazineyi yok sayýyoruz. Kökünüz ne kadar derindeyse, baþýnýz o kadar göðe erer.

Sizin parçalarýnýz etrafta çok sýk kullanýlýyor. Hatta Tabutta Rövaþata filminde dahi izinsiz kullanýldýðý rivayet edildi. Bu duyumlar doðru muydu?

B.Y.: Doðru. Antalya Film Festivali’nden sonra mahcup bir þekilde bunu söylediler. Etik olarak bunu çok yanlýþ bulduðumuzu söyledik. Yine de filmi izledik ve Ahmet Uðurlu’nun performansý bizi çok etkiledi. Daha tatsýz bir þey de Baba Zula’nýn bizden habersiz bu filmin soundtrack’ini çýkarmasýydý. O zaman Þenol, “Artýk bunun tadý kaçtý. Bunlarýn bir insanlýk dersine ihtiyacý var.” dedi. Ancak yapýmcýmýz Hasan Saltýk (Kalan Müzik’in sahibi) bizi ikna etti.

Münip Utandý ve Meral Uðurlu gibi saygýn isimlere de eþlik ediyorsunuz. Yoðun çalýþan ve üreten bir grup olarak bundan sonraki projeleriniz neler?

B.Y.: Mart ayýnda çok istediðimiz bir projeyi albümleþtiriyoruz. ‘Mýzrabýn Nefesi-Neyler ve Tamburlar’ ismiyle yayýnlayacaðýz. 5 ney, 3 tambur ve 3 perküsyonla gerçekleþtiriyoruz bu çalýþmayý.

Þ.F.: Bunun yanýnda 22 Þubat’ta Ýþ Sanat’ta önemli bir konser gerçekleþtireceðiz ‘Renklerdeki Yansýmalar’ adýyla ve çok önemli müzisyen arkadaþlarýmýz da bize eþlik edecek.

Fatih Vural | Zaman Kültür-Sanat | 11 Þubat 2006