Size 'Kökler'imizi' çalacağız, dikkatle dinleyin
| 08 Eylül 2007 |
Önümüzdeki hafta Kökler isimli altıncı albümleriyle dinleyici karşısına çıkacak olan Baba Zula, 11 yıldır geleneksel müziği yenilikçi biçimde kullanan tarzıyla dikkat çekti. Ama karşılarında Hacı Bektaş şenliklerinde onları sahneden indiren bir zihniyet de var.
1996 yılında Murat Ertel, Levent Akman ve Emre
Onel'in birlikte kurdukları Baba Zula, ilk olarak Tabutta Rövaşata
filmine yaptıkları müziklerle dikkat çekti. Üç Oyundan Onyedi Müzik,
Ruhani Oyun Havaları, Duble Oryantal albümlerinin ardından son
olarak Dondurmam Gaymak filminin müziklerini içeren beşinci
albümlerini çıkardılar. Aradan geçen 11 yıl içinde geleneksel Türk müziğini,
kendi yenilikçi, devrimci müzik tarzlarının önemli bir öğesine dönüştürdüler
ve bir dinleyicilerinin deyimiyle "İstiklal Caddesi'nde yürümenin" müzikal
karşılığını yarattılar. Onları hayranlıkla takip eden seyircileri olduğu
kadar, geçenlerde Hacı Bektaş şenliklerinde polis zoruyla grubu sahneden
indiren düşmanları da var. Yeni albümleri Kökler, muhtemelen 15
Eylül'de piyasada olacak; Baba Zula'nın 'ritimlerinden' sorumlu Levent
Akman'la saz ve gitar ustası Murat Ertel, sahneden indirilme maceralarını ve
Kökler albümünü ilk defa Cumartesi SABAH'a anlattı.
-Albüme neden Kökler adını koydunuz?
- Levent Akman: Bu albümle köklerimize döndüğümüzü düşünüyoruz, zaten
albümün yapısını da bu şekilde oluşturduk. Şarkılar epey akustik oldu,
konserdeki sound'u albüme yansıtmayı istedik. Biliyorsunuz, biz konserlere
üç kişi çıkarız, ama albümlerde genellikle konuklarımız oluyor, oysa burada
tam konserlerdeki gibi çaldık. Saz, darbuka ve kaşık şeklinde bir üçlü
kurduk ve bu da halk müziğine epey yakın birşey.
- Murat Ertel: Biz albümde Ege, Akdeniz, Trakya civarından gelen, ama
esas olarak İstanbul'da toparlanan bir kökten bahsediyoruz. Betonların
arasında betonları delen bir kök: İster sarmaşık, ister incir, ister
parktaki ağaç deyin buna. Toprakla bağlantıyı kuran, oraya yağmur getiren,
köklere inen bir durum. Bizim muhafaza ettiğimiz şeyi uslulaştırmadan
korumak gibi bir derdimiz var. Kültürümüzü uslulaştırırsak, Pir Sultan
Abdal'ı, Nasrettin Hoca'yı, Karagöz'le Hacivat'ı kendi gerçekliklerinden
ayırırsak ölüyorlar çünkü. Hacivat'la Karagöz yalnızca bir Ramazan eğlencesi
olarak kaldı günümüzde. Oysa geçmişte halkın çok önemli bir buluşma
merkeziydi Karagöz Hacivat gösterileri. Kök derken bunlardan bahsediyoruz.
İKİ GÜNDE 82 PARÇA
-Kökler'de 29 şarkı var ve albümünüz bir kitap gibi bölümlenmiş.
Nasıl oluşturdunuz bu yapıyı?
- L.A: Zaten Duble Oryantal bittikten sonra beş-altı parça
kaydetmiştik. Sonra aradan zaman geçti ve bir gün kararlaştırdık, hep
birlikte iki günlüğüne stüdyoya girdik. Akustik çaldık, o an ortaya
çıkanları kaydettik, toplam 82 parça kaydettik. Sonra onları eledik, albüme
de oradan seçtiklerimizi koyduk.
-Abbasağa Parkı diye bir şarkınız var ve burada kuşların
cıvıldadığını duyuyoruz, insan bir parkta gibi hissediyor kendini.
- L.A: Darbukacımız kuşları çok sever, zamanında çok kuş yetiştirmiş.
Kuşlarla konuşabiliyor, bir yerden bir kuş sesi geldi mi ona karşılık
veriyor, sonra atışmaya başlıyorlar. Onu kaydettik, sonra kuş sesi çıkaran
oyuncaklar kullandık, tüm bunları kaydettik. Abbasağa Parkı bizim için
önemli bir yer, orada çok hatıramız var.
'POLİS FİŞİ ÇEKTİ'
-Ağustos başında Hacı Bektaş etkinlikleri esnasında sizi sahneden
indirmeye çalışanlarla ilgili hatırlarınıza gelsek şimdi?
- L.A: Biz sahneye çıkıp çalıyorduk, her şey normal giderken, galiba
sahnede dans edilmesi onları rahatsız etti ve organizatörler bize programı
bitirin demeye, işaretler yapmaya başladı. 15 dakikada bitirin diyorlardı,
üstelik bunu öyle sahne arkasından falan da değil, bizzat çalarken yanımıza
gelip söylüyorlardı. Daha sonra polisler mikserin başına gelip fişleri
çekmeye, sesi kapatmaya çalıştılar. Bir iddiaya göre söylediğimiz Pırasa
isimli şarkının sözlerinin Hacı Bektaş'la ilgili olduğunu düşünüp bunu
hakaret olarak görmüşler. Ama şarkının sözlerini, ne anlattığını hiç
bilmedikleri için böyle oldu. Başımıza gelenlerin sorumlusu organizasyonun
orta kademesinde görev yapan kişilerdi. Bazıları bu işi CHP gençlik komitesi
başkanının yaptığını söyledi. Belediye başkanı sonradan bizi arayıp özür
diledi, gelecek seferki şenliklere bizi bizzat davet etti. Oysa o istemiyor
diyerek bizi indirmeye çalışmışlardı. Anladık ki belediye başkanı orada dahi
değilmiş. Her şeyin gizli kapaklı yapılması, polisin gizlice yollanması
falan çok sinir bozucuydu.