logo

Politikaya ödünç verildik.

1970’li yıllarda bir devrimci şarkıcının hayaleti Türkiye’de dolaşıp durdu. Toplumsal hareketliliğin yaşandığı bu yıllarda Zülfü Livaneli ismindeki genç, hem politik duyarlılık içeren sözleri hem de şarkılarında, TRT repertuvarı ve türküleri okuma tekniğinin dışında bir yorum ve düzenleme geliştirmesiyle ortalığı kasıp kavuruyordu. Korsan plaklarında onun pala bıyıklı resimleriyle karşılaşan insanlar, yurtdışında yaşadığı için onu göremiyor, ama şarkılarını diline doluyordu.

Livaneli, politik olarak yeni bir dönemin başladığı 80’li yıllarda Türkiye’ye döndü ve ’Ada’ albümünü yaptı. Bu albüm ve sonrasında Livaneli’ye albümlerinin birbirinin tekrarı olduğu ve üretimsizlik eleştirileri yöneltildi. Artık bir efsanevilik yoktu ortada. Sanatçı bu dönemde her ne kadar politik ve sanatsal açıdan eleştirilere maruz kalsa da onun şarkıları kitlelere mal olmuştu bir kere. Yeni albümlerini beğenmeyenler eski şarkılarını dinlemek için konserlere akın etti. Müzisyenliği dışında roman, öykü, senaryo ve şiir yazan, üç filmin yönetmenliğine imza atan, yurtdışında en çok tanınan Türkiyeli sanatçılardan Livaneli ilk albümünden çeyrek asır sonra yeni albümünü sevenlerinin beğenisine sunuyor.

Sanatçılığı kadar politik kimliğiyle de tanınan, bugün hâlâ milletvekilliğini yürüten Livaneli ile yeni albümünden konuştuk.

Bu soru size daha önce de soruldu. Fakat milletvekili olmanız, sonra olaylı geçen CHP kongresi ve daha sonra da partiden istifa etmenizin ardından yeniden sorulmayı hak ediyor. Bugün geldiğiniz noktada bir sanatçı olarak politikaya nasıl bakıyorsunuz?
Bu konuda benim kafam son derece net. Politikaya ödünç verilmiş bir sanatçıyım çünkü dünyadaki varoluş biçimim, kimliğim sanat. Bizim kuşağımızın sanatçıları sürekli politikayla içli dışlı oldu. Kimi gündelik politikalara da girdi. Ama bu her zaman bir ödünç gitme durumuydu, yoksa dünyaya baktığımız pencere kültür ve sanat penceresidir. Bunlar, siyasetin dar pencerelerine sığmayacak kadar büyük kavramlar. Ben bir sanatçıyım ve ömrümü de öyle tamamlayacağım. Ama belli dönemler politikada bulundum, iyi kötü elimden gelen bir şeyler yapmaya çalıştım ama şu sıralarda bunu da zaten artık fazla sürdürmek niyetinde değilim.
Yeni albümünüz hayli uzun bir aradan sonra geldi. Politikanın bu sürenin uzamasında etkisi oldu mu?

Tabii, son yıllardaki politik çalışmalar albümlerin ve konserlerin arasının çok açılmasına neden oldu. Ama şöyle de bir şey var. Beni tatmin edecek besteler çıkmadığı zaman o üretim süreci, hasat iyi olmadığı zaman, ben stüdyoya girip de albüm yapamam. Bu bir birikim meselesidir. Ama bir yıldan bu yana, hangi mekanizmalar harekete geçti içimde bilmiyorum, besteler yapmaya başladım.

Hayata Dair albümünüzde aşk teması baskın sanırım.

Aşk teması da var, mesela kaybettiğimiz şair İlhami Bekir Tez’in ’Dağ Başını Duman Almış’ şiiri de, ki o tamamen politik şiirdir. Sonra başka hikâyeleri olan şarkılar.

O şarkıların hikâyelerinden biraz bahseder misiniz? Özellikle de ’Güldünya’ ve ’Memleket Kokulu Yarim’den.

Albüm, benim her zaman yapmaya çalıştığım gibi, albümün adı gibi, hayata dair. Benim müziğim her zaman hayata dairdi. Bu albümde de değişiklik yok, yine aşk şarkıları var, politik şarkılar var; yine insan acıları, insan sevinçleri. ’Sevdalı Başım’ yaşamla yüzleşmemiz üzerine bir şarkı. ’Memleket Kokulu Yarim’ beni her zaman etkilemiş bir konu olan mübadele ile ilgili. ’Güldünya’ ise töre cinayetleri üzerine bir şarkı.

Sözlerin ruhuna uygun olarak yumuşak bir sound var. Bir de yeni enstrümanlar.
Evet. Müzisyen arkadaşlar bana: ’Siz, 1970’lerde bir sound getirdiniz. Yaylılar, nefesliler, ritimliler, vurmalılar, önünde bağlamalar, curalar vs... Bu Türkiye’nin sound’u oldu. 30 senedir aynı sound gidiyor, bunu değiştirmek de size düşüyor’ dediler. Ben de son dönemde yeni bir sound yapmam lazım diye çok düşünüyordum gerçekten. Kardeşim Ferhat Livaneli ile uzun araştırmalar yaptık. Sonra enstrümanları çalanların virtüözleri olması şartıyla az enstrümanda kara kıldık. Santur, mandolin ve tar kullandık.

Bu albümün sizin sanat hayatınızdaki yeri neresi olacak?

Bu albümde elimden geleni yaptım, benim albümlerimin içinde özel bir yeri olduğunu/olacağını düşünüyorum. Halkın sevmesi tabii ki önemlidir ama müzisyenlerin sevmesi öncelikle önemlidir. Müzisyenlerin yargısı önemlidir çünkü onlar işi bilir, kül de yutmaz. Stüdyo aşamasında müzisyenlerden geçerli not aldı, umarım halk açısından da alır.
Albümle birlikte bir de VCD veriliyor. Albüme emek veren ama hiç görünmeyenleri mi göstermek istediniz?

Evet. Gece gündüz albüm için çalışıyoruz. Albüm bitince, beni televizyona çağıracaklar, gideceğim, görüneceğim halbuki sonuçta bu bir grubun emeği. O emekler hep yok sayılıyor. Bir kayıt yapalım ve emek vermiş insanlar görülsün istedim. Artık o insanlar, hiç değilse görüntüleriyle varlar.

Geçen haftalarda on binlerce insanın katıldığı Ereğli konseri de gösterdi ki konserlerinizi bekleyen büyük bir kitle var. Konserlere devam etmeyi düşünüyor musunuz?

22-23 Temmuz’da Rumeli Hisarı konseri var. Sonra 15-20 konserlik bir Türkiye turnesi olacak. Eylülde de tekrar Açıkhava Tiyatrosu programı var. Bu sene herhalde 20-25 konser olacak. Konsere çıkmayı yalnız insanlar değil ben de özlemişim. O insanlarla karşı karşıya gelmek yalnız yaptığım müziğin genç kuşaklar tarafından doğrulandığını göstermiyor, bir yandan da Türkiye’ye dair umudumun artmasını sağlıyor.